Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
LAİKLİK AVRUPA’DA DA GÜNDEMDE
 

LAİKLİK AVRUPA’DA DA GÜNDEMDE

Türkiye’de laiklik tartışmalarının doruğa ulaştığı şu günlerde Avrupa da benzer şeyleri konuşuyor. 70’lerden beri kan kaybeden Vatikan, eski gücüne kavuşmak için savaş veriyor. Türkiye ve Avrupa’da yaşanan tartışmalar, Türkiye'nin AB perspektifini etkileyecek türden...

Kayhan Karaca

Laiklik son dönemde sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da tartışma konusu. Aslında yüzyıllardır  süregelen bir tartışma bu. Daha Roma Hukuku döneminde belirmişti “res privata” (özel) ve “res publica” (kamusal) kavramları. Hıristiyanlık, ilk defa 380 yılında Roma İmparatoru Flavius Theodosius tarafından “devlet dini” haline getirilmişti.
Katolik Kilisesi (Vatikan), dini sorguladıkları veya Tanrı’ya bağlılıklarını değişik biçimde dile getirdikleri gerekçesiyle yüzyıllar boyunca “günahkarlara” karşı cadı avı yürüttü. Hristiyanlığa geçmeyi reddeden museviler, ilk Haçlı seferinin başladığı 1095 yılında kilisenin emriyle katledilmişlerdi. Aynı kilise, dinden sapanları “cezalandırmak” amacıyla insanlık tarihinin belki de gelmiş geçmiş en korkunç projelerinden biri olan Engizisyon Mahkemesi’ni kurdu 1233 yılında.
Papa Dördüncü Innocent, 1248 yılında musevilerin kutsal kitaplarını yasaklatmış, Dördüncü Clement ise 1267’de engizisyonu musevilerin üstüne salmıştı. Dönemin bilim adamları Katolik Kilisesi’nin savunduğu dogmaların dışına çıkmanın bedelini, evrenin sonsuz olduğunu söylediği için 1600 yılında Roma kentinin ortasında yakılan Giordano Bruno gibi, hayatlarıyla ödedi.
Bu baskılar sonucunda doğmaya başladı “inanç özgürlüğü” kavramı. Luther ve Calvin’in Protestanlığı ilan etmeleriyle Avrupa ulusları arasında “dinsel ve ruhani çoğulculuk” kavramları gelişti. Tüm bunlar olağanüstü kanlı din savaşlarına ve onbinlerce Protestanın öldürülmesiyle sonuçlanan katliamlara neden oldu.
Din ya da Tanrı merkezli toplumsal yapı ve düzenlemeler, Aydınlanma Çağı’nda yerini “akıl” merkezli toplumsal düzenleme arayışına bıraktı. Teokrasinin zıttı olan ve din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını öngören sekülerleşme ya da laikleşme de aydınlanma felsefesinin her boyutunda temel rol oynadı. Sekülerlik, Fransız Devrimi’nin “laiklik” kavramını yaratmasıyla Avrupa’da gerçek anlamda kök salmaya başladı ve modern Avrupa’yı Avrupa yapan değerler arasına yerleşti.
Bugün Avrupa’da iki tip sekülerlik/laiklik anlayışı hakim. Birincisi, dinin, ya milli din ya da dini vergi/sübvansiyon biçimleriyle resmi kamusal statüye sahip olduğu ülkeler grubu. Büyük ölçüde Kuzey ve Doğu Avrupa ülkelerinden oluşan bu grupta son yıllarda laiklik açısından önemli gelişmeler yaşanıyor. İsveç’te Luther Kilisesi 2000 yılından bu yana devletle ilişkisini kesmiş durumda. Finlandiya’da piskoposların cumhurbaşkanı tarafından tayin edilmelerine son verildi. İngiltere’de ise laik çevreler, piskoposların Lordlar Kamarası’nda yer almasına karşı çıkıyorlar.

HANGİ ÜLKEDE NE KADAR
KATOLİK VAR?
Diğer kategoriyi oluşturan Güney Avrupa’da ise Katolik Kilisesi’nin etkinliği hakim. İspanya'da Anayasa “devlet dini yoktur” dese de Katolik Kilisesi, diğer dinlere oranla devletten “imtiyazlı muamele” görüyor. Bu ülkede Katolik Kilisesi’nin finansmanı 1979 yılından bu yana hükümetler ve Piskoposlar Konferansı arasındaki anlaşmalarla belirlenmekte. 2006 yılında varılan son anlaşma, bugüne kadar KDV’den muaf olan kilisenin bundan böyle bu vergiyi ödemesini, buna karşılık, vergi mükelleflerinin eğer isterlerse ödemekle yükümlü oldukları gelir vergilerinin yüzde 0.7’sini Katolik Kilisesi’ne aktarabilmesini sağlıyor. Bu oran eskiden yüzde 0.52 idi. İspanyolların yüzde 33’ünün gönüllü olarak yaptığı bu katkının geçen yıl Katolik Kilisesi’ne yaklaşık 153 milyon euro gelir getirdiği belirtiliyor. Anketler, halkın yüzde 77’sinin kendisini Katolik olarak tanımladığını, pratikte Katolik olanların ise nüfusun yüzde 24’ünü geçmediğini gösteriyor.
İtalya’da da benzer bir uygulama mevcut. Bu ülkede Vatikan ile devlet arasındaki ilişkiler, temeli 1929 yılına dayanan ve 1984’te güncelleştirilen bir anlaşmayla yürütülüyor. İtalya’da vergi mükellefleri, diledikleri takdirde, ödemekle yükümlü oldukları gelir vergisinin yüzde 0.8’ini kiliseye bağışlayabiliyor. Devlet, sözleşmeli ana ve ilkokulların finansmanını sağlıyor. Bu okullardaki 15 bin din öğretmeni de devlet memuru statüsüne sahip. 60 milyonluk İtalya’da 52 milyon kişi Katolik olduğunu söylese de pratikte Katolik olduğunu beyan edenlerin sayısı 15 milyonu geçmiyor.

 

Haberin devamı CNBC-e Business’ın Mart sayısında...

 
Hemen üye olmak için tıklayınız.
 
     


 
Mahfi Egilmez
  Mahfi
Eğilmez
   
   
 

 

© 2006-2010 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report | Billboard Türkiye