Çin’i sadece potansiyel tehlike olarak görmeyenler de var. İşte Çin’in yalnızca ihracatçı değil aynı zamanda dünyanın en büyük ithalatçılarından biri olduğunu da fark eden ve kazanan Türk şirketleri...
Çiğdem Yücesoy Subaşı
SON 10 yılda, başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkelerinden gelen ucuz ürünler tüketicileri sevindirirken, yerli üreticiler için yıkıma yol açtı. 1990’lı yıllarda Çin’den yapılan yıllık ithalat 250 milyon doları bile bulmazken, bu rakam 2000 yılında 1.3 milyar dolara, 2007’de ise tam 13 milyar dolara ulaştı. “Batıyoruz” çığlıkları ilk önce tekstilcilerden duyuldu, ardından da oyuncaktan klima sektörüne kadar herkesten… Kimi üretimini azalttı, kimi de fabrikasını kapattı.
Peki buna karşı kim ne tür önlemler alıyor? Kamu otoritesi “tarife dışı engeller” ya da damping soruşturmalarıyla ithalat çılgınlığının önüne geçmeye çalışsa da durum değişmedi. Çin menşeli bir ürünün ülkeye girişini “standart dışı”, “yerli üretimi öldürüyor” ya da “rekabete aykırı” gerekçeleriyle durdurabiliyorsunuz. Ancak bu kez aynı ürünler Tayvan, Malezya, Hong Kong üzerinden girmeye devam ediyor. Özetle, Uzakdoğu kökenli ürünler kapıdan kovulsa da bacadan giriyor. Devlet aynı tarife dışı engeli diğer ülkelerden gelecek ürünleri de kapsayacak şekilde genişletinceye kadar atı alan çoktan Üsküdar’ı geçmiş oluyor.
Şirketler cephesinde de bu yıkıcı rekabete karşı korunmak için üretimi yurt dışına kaydırma, ucuz ithal hammaddeyle üretim yapma gibi birçok formül üretiliyor. Ancak işin önü yine alınamıyor ve bu kez ara malı ithalatındaki patlama yurt içinde üretimi iyice zora sokuyor. Bu da hem istihdamı azaltıyor, hem de Türkiye’nin son yıllarda baş belası olarak nitelenen yüksek cari açığın en önemli nedenlerinden biri oluyor.
Tüm bu olumsuz gelişmelere rağmen üreticilerin korkulu rüyası Çin’i hedef pazar olarak belirleyip büyüyen, önümüzdeki 5-10 yılda daha da büyümeyi hedefleyen yerli şirketler de var... Bu şirketler dünyanın yönünü belirleyen bu dev pazarda satış yapmaya başladıktan sonra iş hacimlerini katlayarak artırmışlar. Peki şirketler bu ülkede satışlarını nasıl artırıyor, nasıl bir strateji izliyor?
ETİ KROM YENİ SAHİBİYLE
ÇİN’İ BİRİNCİ MÜŞTERİ YAPTI
2004 yılında özelleştirilerek Yıldırım Holding’e devrolan Eti Krom, “Çin pazarının Türk kralları” arasında ilk sıralarda yer alıyor. Üretiminin yarısını Çin’e ihraç eden Eti Krom aynı zamanda Türkiye’den Çin’e en çok satış yapan şirket unvanının da sahibi… Yılda 800 bin ton krom üreten şirketin kapısından Çinli müşteri eksik olmuyor. Eti Krom Genel Müdürü Arslan Şıpka, “Ürettiğimiz mal nedeniyle Çin mutlaka bulunmamız gereken bir pazardı. Haftada 8-10 müşteri kapımızı çalıyor. Alıcılarımız, Çin’in en büyük 10 krom alıcısı arasında” diyor. Aslında Eti Krom’un ihracat artışı özelleştirildikten hemen sonra başlamış. Dünyadaki en büyük alıcı olan Çin’in talebi üzerine de bu ülkeye yönelik çalışmalara hız verilmiş. Bir süre sonra pazarda aranan bir marka haline gelmiş Eti Krom… Arslan Şıpka, bu başarının ardında kalite ve standardı korumanın yattığını şu sözlerle ifade ediyor:
“Farklı zamanlarda ama aynı kalitede ürün tedarik etmek alıcılar için çok önemli. Bizim çıkardığımız krom başka firmaların yataklarında da mevcut. Ancak çıkarılan kromun standart bir kaliteye getirilmesi zor iş… Madenden her zaman aynı kalitede krom çıkmıyor. Biz özel formüllerimizle cevheri işleyerek standartlaştırıyoruz. Müşteri de hep aynı kalitede kromu tedarik etmiş oluyor bizden. Bu sayede pazarda büyüyebildik. Çin’e satış yaparken fiyatları iyi kollayıp en yükseğe ulaşmak için stratejik davranıyoruz.”
Şıpka, uyguladıkları strateji sayesinde sadece Çin’e olan satışlarından 2007 yılında 80 milyon doların üzerinde bir ciro sağladıklarını ekliyor.
Devamı CNBC-e Business’ın Eylül sayısında... |