Fransa’nın en zengin en popüler adamlarından biriydi Tapie. Önce politikaya atılmak gibi talihsiz bir karar aldı. Sonra sahibi olduğu Marsilya futbol takımı ile “şikeci” damgasını yedi. Bir anda hem parasını, hem de popülaritesini kaybetti... Ama pes etmedi.
Kayhan Karaca
BUNDAN 15 yıl önce Fransız halkının kahramanıydı Bernard Tapie. Sıfırdan başlayıp süper zenginliğe terfi etmiş bir adamdı ve bu özelliği nedeniyle halk tarafından çok seviliyordu. Paris'in lüks Saint Germain semtinde küçük bir şatoyu andıran dairesi ve 72 metre uzunluğundaki 25 milyon euro'luk süper yatı ile insanlara büyük hayaller kurduruyor, “acaba ben de başarabilir miyim” dedirtiyordu çünkü...
Üstelik 1986 yılında satın aldığı Marsilya futbol takımı Fransa'da dört kez üst üste lig şampiyonu olmuş, 1993 yılında da Şampiyonlar Ligi kupasını kazanmıştı. Bu kupalar Tapie'yi özellikle gençlerin gözünde idol haline getirmişti. 90'lı yıllarda Fransa ve Avrupa futbolunun yıldızları olacak Jean-Pierre Papin, Fabien Barthez, Marcel Desailly, Eric Cantona, Didier Deschamps ve Abedi Pele gibi isimleri de o keşfetmişti.
Dönemin cumhurbaşkanı François Mitterrand da bu popülariteyi çoktan keşfetmiş ve değerlendirmeye karar vermişti. Tapie’yi o yıllarda en parlak dönemini yaşayan aşırı milliyetçi lider Le Pen'e karşı kalkan olarak kullanabileceğini düşünüyordu. O tarihlerde demagojik söylemleri ayyuka çıkmış olan Le Pen'in karşısına geçip TV ekranlarında kendisiyle kapışabilecek Fransız politikacı sayısı parmakla gösterilecek kadar azdı. Ekranda inanılmaz rahat olan Tapie, bu iş için biçilmiş kaftandı. Gençlerin oylarına oynayan Le Pen'e karşı ondan daha iyi silah olamazdı.
Tapie politikayı kabul etti. Önce Marsilya'dan milletvekili oldu, sonra kentlerden sorumlu bakanlık yaptı. Avrupa Parlamentosu üyeliğine dahi seçildi.
Ama ne olduysa politikaya atıldıktan sonra oldu. İş dünyasındaki bazı “olası” yolsuzlukları örtbas etmek ve dokunulmazlık için politikaya atılmış olabilir miydi? 1990 yılında Almanlar’dan satın aldığı Adidas’ı “kendisini tamamen politikaya adamak için” 1992 yılında elden çıkamaya karar verdi. O dönem kimsenin istemediği Adidas’a 427 milyon euro fiyat biçti. Satış işlemiyle bugün adı LCL olan Fansız bankası Credit Lyonnais uğraşıyordu. Sonunda, ileride dostu olacak Fransız iş adamı Robert Louis-Dreyfus, Adidas’a talip olduğunu açıkladı. Ancak Tapie ile doğrudan müzakereyi reddetti. Şubat 1993’de tamamlanan müzakereye göre, Dreyfus Adidas’ın sadece yüzde 15’ini satın alacak, şirketin diğer ortakları Credit Lyonnais, sigorta şirketi AGF, yatırım fonları ve Bernard Tapie’ye yakın bir iş adamı olacaktı. Tapie’nin bu satıştan yaklaşık 30 milyon euro kazandığı söylendi. O dönem kamuya ait olan Credit Lyonnais ve AGF’nin, sosyalist hükümetin bakanı olan Tapie’ye ait bir şirketin hisselerini satın alması, muhalefetteki sağcı partiler tarafından skandal olarak nitelendi. Hatta olayın perde arkasını araştırmak için sonuç vermeyen bir parlamento komisyonu dahi oluşturuldu.
Devamı CNBC-e Business’ın Eylül sayısında... |