Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Türkiye'nin reyting sorunu

Küresel sistemde iflas etmis muamelesi gören ekonomiler bile Türkiye'den üstün reyting notlarina sahipler. Bu tablo reyting kuruluslarinin degerlendirmesinin gerçegi yansitmaktan ne kadar uzak oldugunu gösteriyor..

Mahfi Eğilmez
 

BU yazıyı kaleme aldığımda henüz orta vadeli program açıklanmamış, son olarak Başbakan Yardımcısı Ali Babacan “orta vadeli program üzerinde iki aydır çalışıyoruz yakında açıklayacağız” şeklinde bir açıklama yapmıştı.
Türkiye’nin 2002 ile 2007 arasında ekonomisini disipline sokmasında iki yasal düzenleme etkili oldu. Bunlardan ilki 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu’nda, ikincisi 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda yapılan yeni düzenlemelerdir.
Kamu Finansmanı ve Borç Yönetimi Kanunu’nun beşinci maddesine göre mali yıl içinde, bütçe kanununda belirtilen başlangıç ödenekleri toplamı ile tahmin edilen gelirler arasındaki fark kadar net borç kullanımı yapılabiliyor. Bu yasal düzenleme, borçlanmaya bir limit getirerek bütçe uygulamasını disiplin altına alan bir düzenleme. Türkiye’nin sahip olduğu tek “mali kural” budur.
5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 16’ncı ve devamı maddeleri orta vadeli program, orta vadeli plan ve bütçeyle ilgili düzenlemeleri hükme bağlıyor. Buna göre kamu kesiminin üç yıllık hedeflere ve onları gerçekleştirmeye yönelik programlara göre hareket etmesi amaçlanıyor.
2009 yılı için öngörülen ve TBMM’de onaylanan bütçe açığı 10.4 milyar TL idi. Bazı artırma olanakları da işin içine katıldığında 4749 sayılı kanun uyarınca net borçlanmanın limiti 13.5 milyar TL’ye kadar yükselebiliyordu. Yılın üçüncü ayından itibaren bu limit aşıldı ve yasal düzenlemeye aykırı bir görünüm ortaya çıktı. Uzunca bir süre bu yasal düzenlemeyi dikkate almayarak, yani mali kural çiğnenerek borçlanma yapıldıktan sonra hükümet kanun değişikliği ile limiti bu yıla özgü olarak 75 milyar TL’ye çıkardı. Hiç kuşkusuz kriz dönemlerinde birtakım kuralların uygulanmasında sapmalar olabilir. Ama doğru olan, eğer öngörülmemişse, yasalarda bu tür istisnalara yer verecek değişiklikleri zaman geçirmeden yapmaktır. Bu, Türkiye’nin uzun yıllar sıkıntısını çektiği mali disiplinsizliği önleyen tek mali kuraldı ve bu mali kural aylarca yasal düzenleme olmaksızın uygulama dışı bırakıldı. Yani disiplini sağlayan mali kural, bir süre için disiplinsizliğin ölçüsü haline geliverdi. 

ÖZEL KESİM HEDEFLERİNİ
NASIL BELİRLEYECEK?

2009 yılının Eylül ayına girerken Türkiye’nin henüz bir orta vadeli programı yok. Yukarıda sözünü ettiğim 5018 sayılı kanunun öngördüğü hiçbir düzenleme henüz yapılmış değil. Kanuna göre Orta Vadeli Programın Bakanlar Kurulu’nca 15 Mayıs’a kadar kabul edilmesi ve bu programın Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyordu. Ama benim bu yazıyı yazdığım tarihte, Ağustos ayının ilk yarısı tamamlanmıştı ve ortada bir orta vadeli program yoktu. Maliye Bakanlığı’nca orta vadeli program ile uyumlu bir orta vadeli mali planın hazırlanması ve 15 Haziran tarihine kadar bu planın Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanması ve Resmi Gazete’de yayımlanması gerekiyordu. Henüz ortada bir orta vadeli mali plan da görünmüyor. Yine aynı kanuna göre Maliye Bakanlığı’nın bütçe çağrısını Haziran ayı sonuna kadar yapması gerekiyordu. Yasal süre geçildiği halde henüz bütçe çağrısı da yapılamamış durumda. Bu da çok doğal çünkü onun dayanağını oluşturan orta vadeli mali plan da orta vadeli program da ortada yok. 
Hükümet yetkilileri veya üst düzey bürokratlar ne zaman özel kesim temsilcileriyle bir araya gelseler özel kesim temsilcileri kendilerine orta vadeli program sıkıntısını anlatıyorlar. Onlar da sıkıntıyı bildiklerini ve yakında çözüleceğini söylüyorlar. Ne kadar yakında? Neredeyse 2009 yılı bitiyor hâlâ bu yıla ilişkin tutarlı tahmin ve hedefler açıklanmış değil.
Özel kesim, hükümetin 2009 ve daha da önemlisi 2010 yılını nasıl gördüğünü ve hangi önlemleri alarak hedeflerine ulaşmak istediğini görmek istiyor. Hükümetin hedef ve politikalarını esas alarak kendi hedeflerini oluşturacak ve ona göre yatırım kararı alacaklar. Kamu kesiminin hedeflerinin, tahminlerinin ve daha da önemlisi o hedef ve tahminlere ulaşmak için uygulayacağı politikaların ayrıntılarının belli olmadığı bir ortamda özel kesimin karar almasını beklemek anlamsız olur. Bugün itibariyle bilinen tek politika, teşvik politikası olarak görünüyor. Özel kesim vergi politikasının nasıl şekilleneceğini de bilmek istiyor haklı olarak.
Bu çerçeveden bakınca orta vadeli programın, orta vadeli mali planın henüz açıklanmamış olması hayati bir sıkıntı yaratıyor Türkiye’nin geleceğine yönelik kararların alınmasını geciktiriyor.

REYTİNGLERDE BİR
YANLIŞLIK OLDUĞU KESİN

1990 yılında Türkiye’ye Standard and Poor’s (S&P) BBB, Moody’s Baa ve JCR (Japanese Credit Agency) BBB notlarını vermişti. Türkiye bu notlarla öncelikle Yankee Bond Market’te tahvil ihraç edecekti. Önce Körfez Krizi ardından da Körfez Savaşı çıkınca bu ihraçları yapamadı. 1992 yılında söz konusu ihraç yapılınca bu notlar da açıklandı. Yani Türkiye’nin ilk kredi notu 1990 yılında verilmiş ve 1992 yılında açıklanmış olan BBB notudur. 1993 yılında Türkiye’nin notu BB’ye 1994 kriziyle birlikte de B’ye düşürüldü. 2004 yılında yeniden BB’ye yükselen kredi notumuz orada kaldı. 
Aşağıdaki ilk tablo bugün itibariyle Türkiye ile aynı kategoride sayılan çeşitli ülkelerin S&P’de sahip oldukları yabancı para cinsinden ölçülen reyting notlarını karşılaştırıyor. Küresel sistemde iflas etmiş muamelesi gören ekonomilerin bile Türkiye’den üstün reyting notuna sahip oldukları bu tablo reyting kuruluşlarının değerlendirmesinin gerçeği yansıtmaktan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. 
Karşılaştırmayı bir de kendi içinde yapmakta yarar var. Yan sütundaki ikinci tabloda Türkiye’nin ilk reytinginin açıklandığı 1992 yılındaki koşulları ve reyting notlarıyla 2006 ve 2009’daki durumu karşılaştırılıyor. 2006 yılı ile 1992 yılı sonuçları karşılaştırıldığında 1992 yılına göre inanılmayacak kadar büyük bir iyileşme her alanda görülebiliyor. Buna karşın S&P’nin reyting notu 2006 yılı için daha düşük bir düzeye işaret ediyor. 2009 yılı ise 2006 yılına göre açık bir bozulmayı gösteriyor. Buna karşın not değişmemiş. Eğer 1992 ve 2009 reytingleri doğru ise 2006 yılının yanlış olduğu açık biçimde görülüyor.
REYTİNG NOTU KONUSUNDA
YAPILABİLECEKLER

Tablo halinde sunduğum karşılaştırmalara bakınca Türkiye’nin reyting notunun hak ettiğinin altında olduğu kanısı doğuyor. Gerçekten de benim de kanım Türkiye’nin reyting notunun en az BBB olması yönündedir. Çünkü Türkiye hem benzer konumdaki ekonomilerden daha güçlü görünmekte hem de çok daha iyi atılımları gerçekleştirerek kendisini kanıtlamış bulunmaktadır.
Buna karşılık mali kurala hayat veren yasal düzenlemeyi uygulamakta ve TBMM’den gerekli izni almakta gecikmiş olması, orta vadeli programı hâlâ açıklamaması bu haklı konumunu ciddi biçimde zayıflatıyor. Reyting notu gözden geçirilirken bakılacak önemli göstergelerden birisi hiç kuşkusuz o ülkenin orta vadeli programının nasıl olduğu. Özellikle de bu tür kriz ortamlarında geleceğe yönelik planlar ve programların önemi daha da artıyor. O nedenle Türkiye’nin bir an önce orta vadeli programı ve orta vadeli mali planı açıklaması gerekiyor.
IMF ve Dünya Bankası yıllık toplantıları Ekim başında İstanbul’da yapılacak. Ve bütün bu kuruluşların yöneticileri, temsilcileri burada olacak. Türkiye’nin tutarlı bir orta vadeli programla ortaya çıkması ve bu toplantılar sırasında ilgili kuruluşlar nezdinde reyting konusunu da gündeme getirmesi gerekir.

 
 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
  Bize bir şey olacak (Haziran 2008)
  Kriz derinleşiyor (Mayıs 2008)
  “Bize bir şey olmaz” hipotezi (Nisan 2008)
Krizden çikis(Mayıs 2010) Krize karşı bireysel ve kurumsal çözümler (Mart 2008)
Mart kapidan baktirdi(Nisan 2010) Krizde önleme de dikkat etmek gerek (Şubat 2008)
Komsuda pisen kriz(Mart 2010) 2008’e girerken (Ocak 2008)
2010 tahminleri(Şubat 2010) Değişen Türkiye (Aralık 2007)
2009 biterken(Ocak 2010) Eski sorunlar yeniden gündemde (Kasım 2007)
Küresel sistem ve Türkiye(Aralık 2009) Sonbahar tartışmaları (Ekim 2007)
Yeni küresel finans mimarisi(Kasım 2009) Seçim sonuçları ve ekonominin geleceği (Ağustos 2007)
IMF, Dünya Bankası ve Türkiye(Ekim 2009) Seçim sonrasında ekonomi politikası (Temmuz 2007)
Türkiye'nin reyting sorunu(Eylül 2009) Seçime doğru (Haziran 2007)
Ekonomi politikası salınımları(Ağustos 2009) Türkiye birinci lige nasıl çıkar? (Mayıs 2007)
Üç kriz bir sonuç(Temmuz 2009) Dalgalanmalar sürecek (Nisan 2007)
Kapitalizmin geleceği(Haziran 2009) Küresel sorunlar (Mart 2007)
Kriz hız kesiyor(Mayıs 2009) AKP’nin beşinci yılı (Şubat 2007)
Küresel kriz önlemleri ve Türkiye (Nisan 2009) 2007’ye girerken (Ocak 2007)
IMF anıları (Mart 2009) Topal ördek (Aralık 2006)
Krizden başka şey konuşmaz olduk (Ocak 2009) AB büyüsü bozulmamalı (Kasım 2006)

 

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2010 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report | Billboard Türkiye