Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Yeni küresel finans mimarisi

Nisan ayında Londra'da, Eylül ayında Pittsburgh'da ve Ekim ayında İstanbul'da alınan kararlar, kriz öncesindeki mevcut küresel sistemin biraz daha genişletilmiş bir karar katılım süreciyle hemen hemen aynı biçimde devam edeceğini net bir biçimde ortaya koyuyor. 

.

Mahfi Eğilmez
 

SON iki ay içinde küresel finansal sisteme yön verecek üç önemli toplantı yapıldı. Eylül ayının başlarında G20 ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları, Londra'da bir araya geldiler ve Nisan ayında Londra'da toplanan zirveden bu yana yaşanan gelişmeleri gözden geçirdiler. Küresel sistemin devamıyla ilgili üç önemli konu vardı gündemlerinde: 1) Küresel finans sistemi ne yönde gidiyor? 2) Sistem gelecekte hangi yöne gidecek? 3) Destekleri geri çekmenin zamanı geldi mi? Bu üç önemli konuda alınan tavsiye kararları Eylül ayının sonlarında Pittsburgh'da yapılan G20 ülkeleri liderleri zirvesine taşındı. Bu önemli zirvede küresel sistemin yeniden yapılandırılmasına yön verecek tartışmaların yanı sıra ekonomileri canlandırmak için yapılan desteklerin geri çekilmemesine, canlanma kalıcı hale gelinceye kadar buna devam edilmesine karar verildi. Zirvenin aldığı en somut karar buydu. İkinci somut adım olarak gelişme yolundaki ülkelerin küresel sistemde daha çok söz sahibi olmalarına karar verildi. Bu çerçevede bu ülkelerin IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardaki güçlerinin artırılması kararı alındı.

İSTANBUL KARARLARI

Dünya Bankası Grubu ve IMF'nin yıllık guvernörler toplantısı 6-7 Ekim tarihlerinde İstanbul'da yapıldı. Böylece İstanbul bu toplantılara iki kez (ilki 1955'te olmuştu) ev sahipliği yapan tek kent olarak tarihe geçti. Aslında küresel sistemin böylesine bir dönüşüm yaşadığı bir aşamada İstanbul toplantıları zaten tarihe geçecekti. İstanbul toplantıları, Pittsburgh'da G20 zirvesinde alınan kararların sisteme dahil 186 ülkenin kamu kesimi ve özel kesim temsilcileri tarafından tartışılıp görüşülmesine zemin sağladı. Guvernörler kurulu toplantıları öncesinde İstanbul'da birçok seminer ve toplantı yapıldı ve buralarda sistem enine boyuna tartışıldı. G20 toplantısının İstanbul toplantılarının hemen öncesinde yapılması, İstanbul toplantılarının önemini biraz azaltmış gibi görülse bile İstanbul'da Pittsburgh'da alınan kararların tüm küresel sisteme yayılması söz konusu oldu. IMF'nin kullandığı jargon çerçevesinde ele alırsak guvernörler kurulu sonuç bildirgesinde "İstanbul Kararları" adı verilen dört karar alındığı vurgulanıyor. Bu kararlar şöylece sıralanabilir: IMF'nin görevlerinin yeniden gözden geçirilmesi. IMF'nin yeni destek imkanı olan esnek kredi kolaylığının ülkelere bir çeşit sigorta sağlaması ve o çerçevede ülkelerin gereksiz miktarlarda rezerv tutmalarının önlenmesi. IMF'nin ve öteki uluslararası kuruluşların krizleri önleyici çabalarını işbirliği içinde sürdürmelerinin sağlanması ve bu çerçevede IMF'ye yeni ve çok taraflı bir gözetim (surveillance) görevi verilmesi. Gelişme yolundaki ülkelerin IMF'deki kota paylarının en az yüzde 5 oranında artırılması suretiyle sistemde daha fazla söz sahibi olmalarının sağlanması. Kimileri bu kararlarının hiçbir yenilik taşımadığını, Pittsburgh'da karara bağlanmış olan konuların bir kez de İstanbul'da onaylandığını söylerken kimileri İstanbul'da tarihi kararların alındığını öne sürüyor. Aslında kararlar G20 Pittsburgh zirvesinde alındı ve İstanbul'da 186 ülkenin dolaylı onayına sunuldu demek daha doğru olacak.

IMF'NİN DEĞİŞEN ROLÜ

IMF ve Dünya Bankası'nın iki önemli komitesi var: IMF'ye bağlı IMFC (Uluslararası Para ve Finans Komitesi) IMF ve Dünya Bankası'nın ortak Kalkınma Komitesi. Bu komiteler, IMF ve Dünya Bankası'nın yürütme organı niteliğindeki icra direktörleri kurulunda yer alan ülkelerin maliye bakanları ya da merkez bankası başkanlarından oluşuyor. IMFC'nin başkanlığını Mısır Maliye Bakanı Youssef Boutros Ghali, Kalkınma Komitesinin başkanlığını ise Meksika Maliye Bakanı Agustin Carstens yapıyor. Bu iki komite, aslında guvernörler kurulunda alınacak kararları belirliyor. İstanbul'da toplanan guvernörler kurulu, aslında Pittsburgh'da alınan ve IMFC ve Kalkınma Komitelerinde redakte edilen kararları onamış oldular. Bu çerçeveden bakınca küresel sistemde değişen tek şeyin G7'den G20'ye geçiş olduğunu görüyorum. IMF ve Dünya Bankası'nın kurulduğu yıllardan 1980'lere kadar IMF ve Dünya Bankası toplantıları ve IMFC (eski adıyla Interim Committee) ve Kalkınma Komitesi, uluslararası para ve finans konularının konuşulup tartışıldığı ve karar müsveddelerinin guvernörler kuruluna sunulduğu bir çerçeve içinde çalışıyordu. Zaman içinde G7 ülkelerinin toplantıları bu kararların alındığı zemin haline geldi. IMF ve Dünya Bankası toplantıları, G7'nin kararlarının bir kez daha tekrarlandığı ve sözde onaylandığı bir ortam halini aldı. Böylece IMF, ihtiyacı olan ülkelere maddi destek sağlayan sıradan bir banka konumuna dönüştü. Görünüşte kararlar orada alınıyor gibi olsa da bir çeşit kukla kurum haline geldi. Bu değişim gelişme yolundaki ülkelerin ve özellikle de yeni yükselen pazar ekonomilerinin tepkisini çekince de gelişmiş ülkelerden oluşan G7'nin yerini, yeni yükselen ekonomilerin de temsil edildiği G20 aldı. Bugünkü görünümüyle küresel sistemin söz sahibi kurumu G20'dir. IMF, G20'nin sekreterya ve araştırma hizmetini gören bir kurum konumundadır. Aslında IMF'yi belki de ikiye ayırıp ele almak gerekli. Bir bölümü ihtiyaç duyan ülkelere uygun koşullu kredi veren bir dayanışma sandığı, bir bölümü de G20'ye sekreterya ve araştırma hizmeti veren bir birim gibi çalışıyor. Bu alt bölümün başlığı aslında çok da doğru olmadı. Çünkü IMF'nin rolü 1980'lerde değişmişti zaten. Şimdilerde yaşanan değişim, G7'ye hizmet sunmaktan G20'ye hizmet sunmaya geçmiş olması.

KÜRESEL SİSTEM DEĞİŞEBİLİR Mİ?

Piyasa sisteminin küreselleşmesiyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve daha çok da ABD'nin ekonomik sistemi dünyaya egemen olmaya başladı. Sosyalist sistemin çökmesi bu gidişi rakipsiz hale getirdi. 2008 yılında başlayan küresel krize kadar her şey bu yönde hızla ilerliyordu. Küresel kriz ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerde finansal sistemin çökmesine yol açınca birçok konu yeniden ve daha derinden sorgulanmaya başlandı. Bu çok doğal bir gelişmeydi. Çünkü herkese örnek gösterilen ABD finans sistemi çökmüştü. Madem ABD finans sistemi çökmüş ve örnek olmaktan çıkmıştı o halde başka arayışlar gündeme gelecekti. En azından IMF gibi bir kurumun yeniden yapılandırılması ve devletler üstü bir yönlendirme sağlaması söz konusu olabilecekti. Aksi takdirde G7 ya da G20'de ABD'nin görüşlerini empoze ettiği ve sistemin buna göre şekillendiği bir sistem devam edecek ve sistemin bu tür krizlere gebe yapısı da sürdürülmüş olacaktı. Küresel krize kadar IMF'nin aleyhinde görünen ABD, kriz sonrasında birden IMF'nin geliştirilerek yapılandırılması konusunda görüşler ortaya atmaya başladı. Kriz nedeniyle uyguladığı sistem sorgulanmaya başlanan ABD, sistemi ayakta tutabilmek için artık IMF'ye daha fazla ihtiyaç duyuyor. G7'yi G20 olarak genişletmek suretiyle yeni yükselen pazar ekonomilerinin sesleri de kısılmış oluyor ve Amerikan modelinin uygulanması devam ediyor. Bu özetlediğim tablo küresel sitemin değişime açık olmadığının bir anlamda özeti. Çünkü değişim çok daha farklı bir şeyi ifade ediyor. Küresel sistem değişikliğinden söz edebilmek için her şeyden önce ABD'nin ya da herhangi bir devletin düşünce ve görüşlerini empoze edebileceği bir yapıdan çıkılması gerekir. Oysa Nisan ayında Londra'da, Eylül ayında Pittsburgh'da ve Ekim ayında İstanbul'da alınan kararlar, kriz öncesindeki mevcut küresel sistemin biraz daha genişletilmiş bir karar katılım süreciyle hemen hemen aynı biçimde devam edeceğini net bir biçimde ortaya koyuyor. Özetle söylemek gerekirse küresel sistemin görünürde değişir gibi olsa da temelde yine ABD'nin güdümünde devam edeceği ortaya çıkıyor.  

 
 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
  Bize bir şey olacak (Haziran 2008)
  Kriz derinleşiyor (Mayıs 2008)
  “Bize bir şey olmaz” hipotezi (Nisan 2008)
Krizden çikis(Mayıs 2010) Krize karşı bireysel ve kurumsal çözümler (Mart 2008)
Mart kapidan baktirdi(Nisan 2010) Krizde önleme de dikkat etmek gerek (Şubat 2008)
Komsuda pisen kriz(Mart 2010) 2008’e girerken (Ocak 2008)
2010 tahminleri(Şubat 2010) Değişen Türkiye (Aralık 2007)
2009 biterken(Ocak 2010) Eski sorunlar yeniden gündemde (Kasım 2007)
Küresel sistem ve Türkiye(Aralık 2009) Sonbahar tartışmaları (Ekim 2007)
Yeni küresel finans mimarisi(Kasım 2009) Seçim sonuçları ve ekonominin geleceği (Ağustos 2007)
IMF, Dünya Bankası ve Türkiye(Ekim 2009) Seçim sonrasında ekonomi politikası (Temmuz 2007)
Türkiye'nin reyting sorunu(Eylül 2009) Seçime doğru (Haziran 2007)
Ekonomi politikası salınımları(Ağustos 2009) Türkiye birinci lige nasıl çıkar? (Mayıs 2007)
Üç kriz bir sonuç(Temmuz 2009) Dalgalanmalar sürecek (Nisan 2007)
Kapitalizmin geleceği(Haziran 2009) Küresel sorunlar (Mart 2007)
Kriz hız kesiyor(Mayıs 2009) AKP’nin beşinci yılı (Şubat 2007)
Küresel kriz önlemleri ve Türkiye (Nisan 2009) 2007’ye girerken (Ocak 2007)
IMF anıları (Mart 2009) Topal ördek (Aralık 2006)
Krizden başka şey konuşmaz olduk (Ocak 2009) AB büyüsü bozulmamalı (Kasım 2006)

 

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2010 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report | Billboard Türkiye