TÜRKİYE’NİN 2010 yılında makroekonomik çerçeveyi etkileyecek siyasal konularının çoğu, geçmişten devren gelen çözümlenememiş sorunlar. Bunları iki bölümde sıralamak mümkün. İlk bölüm geçmişten gelen ve son yıllarda tırmanan bazı iç siyasal sorunlardan oluşuyor. Bunların başında Kürt açılımı ve Alevi sorunu geliyor. Bu iki sorun ülkedeki gerilimi artıran gelişmelere sahne oluyor. Çözümleri için 2009 yılında atılan adımlar, çözüm getirici bir sonuca ulaşamadı. Adımlar atıldıkça anlaşıldı ki sorunu çözmek durumunda olanlar yalnızca iyi niyet sergiliyorlarmış. Yani belirli bir hazırlık çerçevesine oturtulmadan yola çıkılmış. Bu bir sürpriz değil, çünkü Türk insanının en ciddi işlere yaklaşımının bile temel taşı “kervan yolda düzülür” düşüncesidir. Bu yaklaşım bazı konularda işe yarayabilir. Bazen işe hızlı başlamak, fazlaca uzatmadan bir an önce çözüme yönelmek, çok daha çarpıcı sonuçlar yaratabilir. Ama uzun süredir çözülememiş, toplumu birçok açıdan bölmüş ciddi sorunların çözümünde bu yaklaşım işe yaramaz. Hatta bazen bu yaklaşımla yola çıkıldığında iyi niyetli girişimler bile yanlış anlaşılmalara neden olabilir. Kürt açılımı ve Alevi açılımı bize bu saptamanın doğruluğunu bir kez daha göstermiştir.
Çözüm bekleyen siyasal sorunların ikinci bölümü dış siyaset sorunlarından oluşuyor. Bunların başında AB ile ilişkiler, Kıbrıs sorunu, Ermeni açılımı geliyor. Bu sorunların da çözüme yakınlık açısından ilk gruptakilerden büyük farkı yok. Bu tür geçmişten gelen siyasal sorunların çözümüyle ilgili için yola çıkmadan önce toplumun hazırlanması için uğraşmak gerekiyor. Gerekli altyapı hazırlığı yapılmadan gündeme alınıp da çözümlenememesi halinde eski durumuna göre daha büyük sorun haline gelmesi ihtimali oldukça yüksektir. Bu nedenle 2010 yılında bu sorunların giderek büyümesi ve ekonominin görünümünü bozması olasılığı bulunduğunu belirtelim.
2010’DA ORTAYA ÇIKACAK
SİYASAL SORUNLAR
Buraya kadar geçmişten gelen siyasal sorunların en önemlilerine değindim. Bunlara ek olarak 2009 yılında başlayan ve 2010 yılında daha da tırmanması beklenen siyasal sorunlar var. Bunların başında siyasal gerginlikler geliyor: Giderek tırmanan iktidar - muhalefet gerginliği... İktidar yorgunluğu sonucu artan gerginliklerin yaratacağı sorunlar... Ve erken seçim olasılığı... Bu siyasal sorunların her biri 2010 yılında ekonomik görünümü, beklentileri ve dolayısıyla karar alıcıların kararlarını etkileyecek unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.
Önümüzdeki dönemde iktidar - muhalefet gerginliğinin azalmasını beklemek hiçbir şekilde olasılık dahilinde görünmüyor. Tam tersine seçime yaklaştıkça bu gerginlik artacak gibi duruyor. Ekonominin toparlanmaya geçmesinin beklendiği bu yılda böyle gergin bir siyasal ortamın toparlanmaya katkıda bulunması beklenemez sanırım.
Öte yandan her iktidar partisinde görülen iktidar yorgunluğu yavaş yavaş AKP’yi de sarıyor. İktidar partisinin her kademesinden eleştirilere karşı ağır eleştiriler geliyor. Oysa iktidarın ilk döneminde AKP yöneticileri olumlu ve olumsuz eleştiriler arasında ayrım yapar ve olumlu olanları dikkate almaya, en azından değerlendirmeye çalışırlardı. İktidar yorgunluğundan kaynaklanan bu yaklaşımın gerilimi tırmandırmaktan başka bir katkısı yok. Oysa gerilimin tırmanması genellikle iktidarın değil muhalefetin işine yarayan bir durumdur. Bu gerilim artışı, ekonomideki beklentilerin de bozulmasına yol açan bir gelişme olarak bir yana yazılmalı.
IMF ANLAŞMASI VE
DÜNYADAKİ TOPARLANMA
2010 yılında makroekonomik çerçeveyi en fazla etkileyebilecek konulardan biri IMF ile yapılacak bir program olacaktır. Basına yansıyan açıklamalardan böyle bir programın iki yıllık bir stand by düzenlemesi biçiminde yapılmasının beklendiği anlaşılıyor.
Bu program birkaç açıdan etkili olacaktır: Birincisi yapısal düzenlemeler devreye girecek. Bunlar arasında vergi ile ilgili düzenlemeler, mali kural uygulaması, sosyal güvenlikle ilgili ek düzenlemeler gibi önlemler var. Bu önlemlerin olumlu olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye, ekonomisinde başladığı dönüşümü, ancak bu tür bir yapısal dönüşümle tamamlayabilir. İkincisi maliye politikası sıkılaşacak. Ki bu bence yanlış olur, çünkü ekonomide talep yönünde bir toparlanmanın ortaya çıktığını söylememiz henüz mümkün görünmüyor. Böyle bir ortamda sıkılaştırılacak bir maliye politikası canlanmayı erteleyebilir. Buna karşılık maliye politikasındaki sıkılaştırma, enflasyonist gelişimi önleyerek para politikasının bir süre daha gevşek olarak sürdürülmesine yardım edebilir.
Makro çerçeveyi etkileyecek konulardan bir başkası dış dünyadaki toparlanma eğilimleri olacaktır. Başta ABD olmak üzere ekonomilerde yaşanacak toparlanmanın Türkiye üzerinde doğrudan etkili sonuçlar yaratmasını bekliyoruz. Çünkü ihracat ağırlıklı bir ekonomi olan Türkiye’nin ihracatındaki canlanma, dış dünyanın toparlanmasına bağlı... Dış dünyada yaşanacak bir toparlanma bir yandan da risk iştahının yeniden artmasına ve yatırımların Türkiye gibi ekonomilere yönelmesine yol açacaktır. Türkiye 2009 öncesindeki son birkaç yılda aldığı gibi doğrudan yabancı sermaye yatırımlarından yine 20 milyar dolarlar düzeyinde bir pay alabilirse dış finansman sorununu büyük ölçüde çözmüş olacaktır. Ne var ki bu tür yatırımlar yalnızca dış dünyadaki toparlanma ve risk alma iştahındaki artışa bağlı değil. Bunların yanında Türkiye’deki siyasal sorunların yukarıda değindiğimiz biçimde tırmanmaması, yani yabancı sermaye yatırımcısını ürkütmemesi gerekiyor.
ÇERÇEVENİN OLASI BELİRLEYİCİLERİ
2011 yılında genel seçim olacağı için Türkiye 2010 yılında büyüme odaklı önlemler uygulamayı tercih edecektir. Bu siyasal tercih sıkı maliye politikası odaklı olarak takdim edilen programla çelişkili bir durumu ifade ediyor. Seçim demek harcamaların artırılması demektir. Bunu en son 2009 yılındaki yerel seçimlerin hemen öncesinde yaşamıştık. Bu durumda maliye politikası başlangıçta sıkı tutulsa da yılın sonlarına doğru ve özellikle 2011 yılının ilk yarısında gevşetileceğini düşünüyorum.
Para politikasının gevşek kalmaya devam edeceğini sanıyorum. Merkez Bankası faizlerin uzun süre düşük kalacağını ifade ederek bu yaklaşımın altyapısını hazırladı. Bu durum Hazine’nin artan borçlanma ihtiyacının düşük faizle karşılanmasına olanak sağlayacağı için maliye politikasını da fazla sıkılaştırılmaktan uzak tutacak bir yaklaşım olacak gibi görünüyor.
Belli başlı makroekonomik göstergeler için yaptığım tahminleri açıklamadan önce bu tahminlerin arkasındaki varsayımları ortaya koymak istiyorum.
a) Dünyada savaş ya da büyük çaplı bir terör olayı yaşanmayacak.
b) Türkiye savaşa girmeyecek ya da büyük çaplı bir terör olayı yaşamayacak.
c) Türkiye’de erken seçim olmayacak.
Bu varsayımlar genel olarak şu anda mevcut durumun devam edeceğini gösteren varsayımlar. Ben bu çerçevede yaşanabilecek bazı siyasal gerginliklerin, iç ve dış siyasal sorunlarla ilgili büyük çapta olmayacak negatif gelişmelerin, görünümü hafif dalgalanmalar biçiminde etkileyebileceğini ama kalıcı ve uzun süreli hasarlar yaratmayacağını düşünüyorum. Bir başka ifadeyle belirtmem gerekirse Türkiye ekonomisinin bu tür dalgalanmalara karşı artık büyük ölçüde bir esneklik kazandığı kanısını taşıyorum. Bunu eski bir yazımda kullandığım ifadeyle belirtmem gerekirse Türkiye’nin bu tür dalgalanmalara karşı bir çeşit “rasyonelleştirilmiş irrasyonellikler” yaklaşımı geliştirdiğini düşünüyorum.
2010 TAHMİNLERİ |
|
OVP* |
MAHFİ EĞİLMEZ |
Büyüme |
3.5 |
5.0 ile 5.5 |
TÜFE (yıl sonu) |
5.3 |
6.0 ile 7.0 |
Cari denge / GSYH |
-2.8 |
-3.0 ile -3.5 |
Bütçe açığı /GSYH |
-4.9 |
-5.0 ile -5.5 |
USD Kuru yıl sonu |
1.6 |
1.4 ile 1.5 |
* Orta vadeli programda hükümetin tahminleri.
|