GEÇTİĞİMİZ ayın konusu ve konuğu Yunanistan’dı. Bir süredir sıkıntılı bir görünüm çizen ülke, sonunda iflasın eşiğine kadar geldi. Yapılan değerlendirmeler gösterdi ki Yunanistan yalnızca hastalıklı bir ekonomik yapıya sahip değil, aynı zamanda da bu yapıyı gözlerden gizlemek için makyaj yapmış, yani istatistiklerle oynamış.
Yunanistan’da yaşanan ekonomik çöküş ya da bir süreden beri gelen çöküşün ortaya çıkması olgusu, yalnızca ülkeyle sınırlı kalmadı. Sorun başlangıçta Yunanistan’la sınırlıymış gibi görünürken boyutu ortaya çıkınca Euro bölgesinin, sonra Avrupa’nın ve giderek küresel sistemin sorunu haline geliverdi. Ardından Portekiz ve İspanya’nın durumu gündeme geldi ve konu İtalya’ya kadar uzandı.
Euro bölgesi liderleri, Yunanistan’ın ekonomik sorununun nasıl çözümlenebileceği konusunda toplantı yaptılar. Ardından maliye bakanları bir araya geldi. Yunanistan bizim geçmişten alışık olduğumuz bir kemer sıkma, fatura ödeme dönemine girdi. Bu olay bize bir kez daha gösterdi ki ne kişiler ne de ülkeler imkanlarının ötesinde yaşamaya kalkışmalılar. Çünkü bir süre bu tür bir yaşam gerçekleştirilebilse bile fatura mutlaka ödenmek zorunda. En yakın örnek olarak gördüğümüz Türkiye 1990’ların faturasını 2000’lerin başında ödemişti.
TÜRKİYE İLE AB’NİN SORUNLU
EKONOMİLERİNİN KIYASI
Ekonomik açıdan sıkıntılı durumda görünen Euro bölgesi üyesi üç ekonomi, İspanya, Yunanistan ve Portekiz ile bir türlü AB’ye giremeyen Türkiye ekonomisinin 2009 sonu itibariyle görünümü başlıca ekonomik göstergeler itibariyle aşağıdaki tabloda özetlendi..
2009 yılında en büyük ekonomik daralmayı Türkiye yaşamış görünüyor. Aslında Yunanistan, içinde bulunduğu sıkıntıya paralel bir düşüş yaşamamış. Buna karşılık bütçe açıkları üç ülkede de devasa boyutlara sıçramış. Yunanistan bu açıdan rekor kırıyor. Bütçe açığının GSYH’ye oranı yüzde 14’ün üzerinde ve bu oran ülkeyi önümüzdeki yıllarda çok zorlayacak. Bunun etkileri ilk olarak kamu kesimi borç stoğunun GSYH’ye oranında kendini gösterecek. Yunanistan’da bu oran şimdiden yüzde 108’i bulmuş durumda. Önümüzdeki yıllarda daha yukarılara gitmesi kaçınılmaz görünüyor. Bu gelişmenin de Yunanistan’ın kredi notunu olumsuz yönde etkileyeceği açık. İspanya’nın bütçe açığı da hızla artmakla birlikte kamu borç yükü henüz alarm verecek düzeyde değil. Buna karşılık Portekiz en düşük bütçe açığına rağmen yüksek düzeyli bir kamu borç yüküne sahip. Türkiye gerek bütçe açığı gerekse kamu borç yükü açısından bu ekonomilerin hepsinden daha rahat bir konumda.
İşsizlik açısından en sorunlu ekonomi olarak İspanya öne çıkıyor. İspanya’da işsizlik öteden beri önemli bir sorun. Bir zamanlar yüzde 25’lere varan işsizlik oranına sahipken zaman içinde bu oranı yüzde 15’in altına çekmeyi başarmıştı İspanya. Küresel krize gidişle birlikte işsizlik oranı yeniden tırmanmaya başlayarak yüzde 20’lere gelip dayandı. Türkiye bu açıdan dört ekonomi arasında ikinci en kötü ekonomi durumunda. Bununla birlikte Türkiye’de işsizlik oranının bu noktadan öteye gitmeyeceği ama Yunanistan ve Portekiz’de işsizlik oranının tırmanarak Türkiye’nin üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.
Cari açık açısından en kötü durumdaki ekonomi olarak Yunanistan öne çıkıyor. Ortak kanı, bu düzeylere ulaşan bir cari açığın finanse edilmesinin oldukça zor olacağı... Portekiz’in cari açığı da oldukça yüksek. İspanya bu konuda daha iyi durumda görünse de yüzde 5.7 oranındaki bir cari açık, küçümsenecek bir oran değil. Türkiye ise cari açık yönünden en rahat konumdaki ekonomi olarak ortaya çıkıyor. Küresel krizle birlikte Türkiye’nin yüzde 5.5’larda dolaşana cari açık/GSYH oranı, hızla gerileyerek yüzde 2.2’lere indi. Yani küresel krizin Türkiye’ye böyle bir yararı oldu.
Tablomuzun son sütunu enflasyona ayrılmış durumda. Türkiye bu anlamda en kötü konumdaki ekonomi gibi görünüyor. Ne var ki görünüme aldanmamak gerekiyor. Çünkü aslında küresel kriz ortamında enflasyonun yüksek olması, deflasyona tercih edilen bir durum.
İKİZ AÇIK
Tablonun bize anlattıklarını böylece özetledik. Ama bir konu var ki üzerinde çok daha fazla durmak gerekiyor. Ekonomik denge iki temel dengeden oluşuyor: İç ekonomik denge ve dış ekonomik denge. İç ekonomik dengenin ağırlığı bütçe dengesinden oluşuyor. Dış ekonomik denge ise bildiğimiz cari denge. Eğer her ikisi de yüksek oranlı açık veriyorsa o zaman ikiz açık denilen tehlikeli bir durum ortaya çıkıyor. Böyle bir durumda hem iç finansman hem de dış finansman sorunlarıyla karşılaşılacak demektir.
Türkiye dışındaki üç ekonomi de yüksek oranlı ikiz açık sorunuyla karşı karşıya görünüyor. Özellikle Yunanistan’ın bu sıkıntıyı tek başına atlatma olanağı neredeyse sıfır. Yüzde 12’nin üzerindeki dış finansman sorunu için AB ülkelerinden yardım alsa ya da IMF desteği kullansa bile yüzde 14’ün üzerinde bir bütçe açığı için kendi halkına başvurup vergileri artırmaktan ve kemer sıkma politikası izlemekten başka çaresi yok. Aslında aynı durum derece derece Portekiz ve İspanya için de geçerli.
Son dönemde Yunan yetkililerin gerek AB’ye gerekse onun önde gelen temsilcilerine karşı sitem yüklü çıkışlarının altında bu büyük sıkıntı yatıyor. Örneğin Almanlar, Yunanistan’ın kendi paralarıyla kurtarılmasına kesinlikle karşı çıkıyorlar. Yapılan anketler Yunanistan’ın Euro dışına çıkarılması isteğiyle sonuçlanıyor.
İkiz açık konusunda Türkiye sorunsuz bir ekonomi olarak öne çıkıyor. Her ne kadar bütçe açığı yüzde 1’lerden yüzde 5.5’lere yükselmiş olsa da cari açık yüzde 5.5’lerden yüzde 2.2’ye gerilemiş ve denge sağlanmış durumda. Böylece Türkiye’nin sorunu iç finansmanla sınırlı bir görünüme bürünüyor.
KOMŞUDA PİŞER BİZE DE DÜŞER
Yunanistan krizin pençesinde kıvranıyor. Ve bu krizden çıkış, kim ne kadar destek verirse versin öyle kolay olmayacak. Yunanistan uzun ve sıkıntılı bir sürecin içine giriyor. Bunu biz geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz. Üstelik Yunanistan’ın öyle gelişmiş bir sanayi temeli de yok.
Bununla birlikte Yunanistan krizi eğer Portekiz ve İspanya’ya da zaman içinde yayılırsa Euro bölgesini ve giderek AB’yi daha derinden etkileyebilir. Bunun sonucunda krizin AB’de daha uzun zaman sürmesi gerçeğiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Türkiye’nin ihracatında AB’nin ağırlıklı durumunu göz önüne getirirsek bunun bizim için de sıkıntılara neden olacağını görebiliriz. Bu aşamada tek olumlu gelişme olarak Türkiye’nin krizle birlikte ihracat pazarlarını çeşitlendirme çabasında oldukça fazla yol almış olmasını gösterebiliriz. Bunun en önemli kanıtını 2009 yılı dış ticaret sayılarıyla krizden önceki bir yıl olan 2006 yılının dış ticaret sayılarını karşılaştırdığımızda görebiliyoruz. Türkiye’nin 2006 yılındaki ihracatı 109 milyar dolar iken bu miktar 2009’da 115 milyar dolara ulaşmış. Yani Türkiye kriz yaşanan bir yılda, üç yıl önce ve kriz olmayan bir yılda yaptığından daha fazla ihracat gerçekleştirebilmiş. Bu, bize Türkiye’nin ihracat pazarlarını çeşitlendirdiğini ve Avrupa’da düşen talebin yerine başka alanlara yönelebildiğini gösteriyor. Özellikle komşularla olan siyasal ilişkilerin düzeltilmesi, ekonomik ilişkilerde de böyle bir yarar sağlıyor. Aynı yılların karşılaştırmasını yaptığımızda 2006 ve 2009 yıllarında ithalatın 134 milyar dolar olduğunu görüyoruz. Yani ihracatı artan Türkiye’nin ithalatı, kriz yılında üç yıl önceki düzeyine gerilemiş. Zaten bu, cari açığın kapanmasında da en önemli etken olarak çıkıyor karşımıza.
Yunanistan’da yaşanan sıkıntıların AB’yi etkilemesi ister istemez bizi de etkileyecek. Ve komşuda pişen bize de düşecek ama olumsuz olarak. Bütün bunlara karşın Türkiye’nin 2010 yılında diğer ekonomilere göre daha iyi bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz. Bunun ilk göstergeleri 2009 yılının son çeyreğinde sanayi üretimindeki toparlanmayla ortaya çıktı.
|