Adınız
 
  Soyadınız
 
  E-posta Adresiniz
 
   
 
   
 
 

Seçime doğru

Bütçedeki bozulma, seçim sonrası hükümetinin işinin pek kolay olmayacağını gösteriyor. Seçim sonrasında IMF’yi mutlaka karşımızda göreceğiz. Ve şu ana kadarkilerden çok daha ağır bir talep listesiyle gelecekleri kesin...

Mahfi Eğilmez
 

Türkiye, cumhurbaşkanlığı seçimini gerçekleştiremedi. İktidar partisi daha önceki örneklerde olduğu gibi bu seçimi de iyi yönetemedi. Önce cumhurbaşkanlığı seçimi, ardından da genel seçim yapılacaktı ama şimdi durum karışık. Cumhurbaşkanlığı seçimi sonuçlanmayınca genel seçim öne alındı. Bu gelişme, şimdilik tam olarak algılanmasa da Türkiye’yi bazı sıkıntıların içine itiverdi.
2007 yılı başına kadar üç kritik dengeden ikisi istikrarlı, birisi de istikrarsız ama yönetilebilir bir görünüm içindeydi. Siyasal denge, belki biraz çelişkili gibi görünse de, bizim gibi uzlaşma kültürünün fazla gelişmediği ülkelerde, tek parti iktidarında sağlanabiliyor. 2007’nin ilk aylarına kadar bu denge sağlam görünüyordu. Genellikle siyasal dengenin bozulmasına yol açan iki önemli ekonomik dengeden biri olan bütçe dengesi de yıllar sonra gerçek anlamda “dengeye gelmiş” ve tarihi açıklar kapanmaya başlamıştı. Öteki önemli denge olan cari denge ise büyük oranda bir dengesizliği temsil edecek kadar açık veriyordu. Buna karşın yabancıların Türkiye’ye karşı artan ilgisi nedeniyle finansman sorunu çözülerek sorun çıkarmadan yönetilebiliyordu.
2007 yılının ilk yarısı sonuçlanırken bu üç dengeden siyasal denge, henüz tek parti iktidarı sürmesine karşılık bozulmuş görünüyor. Bu bozulmaya bütçe dengesi de eşlik etmeye başladı. Cari denge öteden beri bozuk olan yapısını sürdürüyor, ama hâlâ finanse edilebilir bir çerçevede gidiyor. Özetle, Türkiye 2007 yılının ortalarına gelinirken birdenbire üç kritik dengenin üçünde de bozulma durumuyla karşı karşıya kalmış durumda. 

SİYASAL DENGE
Tandoğan mitingiyle başlayan ve tüm yurda dalga dalga yayılan mitingler, en azından yüzde 65’lik kesimi temsil ettiği düşünülen siyasal partilerden merkez soldakilerin kendi aralarında, merkez sağdakilerin de kendi aralarında bir araya gelmesine ilişkin bir mesaj olarak algılandı. Merkez sağı oluşturan Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi bu mesajı daha net biçimde gördüğünü ortaya koyarak tek parti tabelası altında birleşme kararı aldılar. Merkez solun iki partisi olan CHP ve DSP de, meydanlara yansıyan beklentiye uygun olarak tek parti tabelası altında birleşmeye ulaşamasalar da seçim ittifakı yapmaya karar verdiler.
Siyasal dengenin muhalefet kanadı böyle... İktidar kanadı ise şimdilik sessiz. Hatta cumhurbaşkanı seçimini sonuçlandıramamış olmaktan dolayı biraz da şaşkın. Oysa cumhurbaşkanlığı seçimini sonuçlandırıldıktan sonra IMF’ye söz verilen yapısal reformların bir bölümünün Mayıs ayından itibaren gerçekleştirileceği vurgulanıyordu. Bu durumda bu sözler tutulamayacak. Şu anda siyasette bir dengesizlik egemen. Her ne kadar yine tek parti iktidarı devam ediyor gibi görünse de iktidar, cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turundan hemen sonra bir çeşit “topal ördek” konumuna düştüğü için kanun çıkarmaktan veya herhangi bir adım atmaktan uzak görünüyor. Oysa bu iktidarın “siyasal istikrarı sağlamış iktidar” olarak tanımlanmasına neden olan şey, kanun çıkarma ve karar alma gücüydü. Bu açıdan baktığımızda Türkiye’de siyasal dengenin seçime kadar sağlanamayacağını görüyoruz.
Kritik soru şu: Acaba siyasal denge seçimden sonra sağlanabilir mi? Kritik olduğu kadar da zor bir soru. Ve şu sırada bunu kimsenin sağlıklı biçimde yanıtlayabileceğini sanmıyorum.

EKONOMİK DENGE
Ekonomik dengenin siyasal dengeye bir ölçüde bağlı olduğu konusunda hemen herkes düşünce birliği içinde. Türkiye uygulaması da bize bunun doğru olduğunu gösteriyor. Buna karşılık tersi pek doğru değil. Yani bir ülkede ekonomik denge var ise bu siyasal dengenin de oluşacağı anlamına gelmiyor. Ekonomik denge birçok alt dengenin bir araya gelmesiyle oluşuyor kuşkusuz. Ama bu dengeleri asıl olarak iki alt dengede özetlemek mümkün. İlki bütçe dengesi, ikincisi ise cari denge. Bu iki dengenin bozuk olduğu ortamlarda siyasal dengenin sağlam kalması pek mümkün değil. Ama bu ikisinin de iyi olduğu bir durumda siyasal dengenin ayakta durması da garanti değil. Yani ekonomik denge, siyasal dengeyi devam ettirebilmek için büyük ölçüde gerek şart ama yeter şart değil.    
2007 yılı başına kadar Türkiye’de siyasal denge vardı. Ve bu dengenin de yardımıyla bütçe dengesi sağlanmış, cari denge bozuk olmasına karşın finanse edilebilir konumda tutulabilmişti. Şimdi siyasal denge bozulmuş durumda. Cari denge bozukluğu devam ediyor. Bunlara bir de bütçe dengesindeki bozulma eklendi. Yılın ilk dört ayına ilişkin bütçe rakamları bu bozulmayı açıkça ortaya koyuyor. Bütçe giderleri yüzde 21 artarken asıl önemli olan faiz dışı giderler de yüzde 20 oranında artıyor. Buna karşılık bütçenin asıl dayanağı olan vergi gelirleri enflasyon oranında, yani yüzde 10 artıyor. Aradaki fark özelleştirme gelirleriyle karşılanıyor. Özelleştirme gelirleri kalıcı gelirler değil. Oysa faiz dışı giderler genellikle kalıcı izler bırakıyor.

MERKEZ SENTEZİ
Kendisini merkezde, merkezin hemen solunda ya da hemen sağında gören seçmen kitlesi, sanırım çoğunluğu oluşturuyor. Bunların büyük bölümü kararsızlar grubunu oluşturuyor ve sandık başında karar veriyorlar. Sonra da kararlarından pişman oluyorlar. Bunun nedeni merkezin bir nokta olarak kabul edilmesi ve partilerin kendilerini buna göre tanımlamaları... Oysa batıda merkez kavramı artık tek bir noktadan çıkarak biraz sağa ve biraz sola doğru genişledi. Yani merkez ve merkeze yakın görüşler kesin tanımlardan uzaklaşıp sentez yaratmaya yöneldi. Bunun en tipik örneği İngiliz İşçi Partisi... İşçi Partisi, merkez sağın ekonomik görüşlerini alıp onları kendi sol siyasal yaklaşımlarıyla birleştirerek bir sentez yarattı ve iktidara geldi. Bizde merkezden uzaklaşmayı gösteren iki temel gösterge var: Laiklik anlayışı ve ekonomik yaklaşımlar. Laiklik ağırlık kazandıkça merkez sola... Piyasa ekonomisi, küreselleşme ağırlık kazandıkça merkez sağa kayma artıyor. Bu ikisini birleştirip de buradan bir sentez yaratabilecek olan siyasal partinin iktidara alternatif oluşturabileceğini düşünüyorum. Ne var ki bu sentezin bu seçime yetişebilmesi mümkün görünmüyor.        

SEÇİM SONRASI PARLAK DEĞİL
Bütçedeki bozulma bize seçim sonrasında nasıl bir hükümet işbaşına gelirse gelsin işinin pek kolay olmayacağını gösteriyor. Seçim sonrasında IMF’yi mutlaka karşımızda göreceğiz. Ve şu ana kadar söylediklerinden çok daha ağır bir talep listesiyle gelecekleri kesin. Çünkü bugüne kadar bütçe pek sorun olmamıştı. Oysa şimdi durum tam tersi. Büyük bir özveriyle sağlanmış bulunan bütçe dengesinin elden gitmesi bizim kadar IMF’yi de ilgilendiriyor. Çünkü tarihinin en önemli ve en yüklü desteklerinden birisini verdiği Türkiye’de programdan sapma ve başlangıca dönüşle sonuçlanacak bir gelişme, IMF’nin misyonunun sonu olabilir. O nedenle seçim sonrasında IMF’nin empoze edeceği ek vergilere, bazı gider kısıntılarına ve hatta örneğin sosyal güvenlik gibi konularda beklediğimizden daha sert bazı yasa değişikliklerine hazır olmamız gerek.
Bu yalnızca IMF’nin talebi olmayacak kuşkusuz. Türkiye’ye yatırım yapan yabancıların istekleri de bu yönde olacak. Yani IMF hem kendi misyonunu, hem de yabancı yatırımcıların taleplerini göz önüne alarak yola çıkacak. Fitch ile başlayan reyting kıpırdanması, reyting kuruluşlarının da Türkiye siyaseti üzerine odaklandıklarını gösteriyor. Dolayısıyla onlar da seçim sonuçlarını ve sonrasında atılacak adımların nasıl biçimleneceğini görmeye çalışıyorlar.  
Türkiye ne zaman seçime gitse buna benzer sorunlar yaratıyor. Önemli olan seçimden sonra bu sorunların nasıl ve hangi boyuttaki özverilerle çözümlenebileceği. Seçimden sonra bir şekilde siyasal dengenin oluştuğunu varsaysak bile bu dengeye eşlik etmek üzere bütçe dengesi ya da cari dengeden en az birisinin disipline sokulması gerekiyor. Eğer cari denge kendiliğinden düşmeye başlamazsa bütçe dengesini yeniden kurabilmek için alınacak önlemlerin çok daha sert olabileceğini gözden kaçırmamak gerek. Faiz dışı fazlanın yüzde 6.5’dan yukarı bir orana çekilmesi söz konusu olabilir. Yılın ortasında aşırı biçimde gider kısıtlaması pek kolay olamayacağına göre vergilerde yeni gelişmeler ortaya çıkacak demektir.


 
 
Mahfi Eğilmez'in Diğer Yazıları
  Bize bir şey olacak (Haziran 2008)
  Kriz derinleşiyor (Mayıs 2008)
  “Bize bir şey olmaz” hipotezi (Nisan 2008)
Krizden çikis(Mayıs 2010) Krize karşı bireysel ve kurumsal çözümler (Mart 2008)
Mart kapidan baktirdi(Nisan 2010) Krizde önleme de dikkat etmek gerek (Şubat 2008)
Komsuda pisen kriz(Mart 2010) 2008’e girerken (Ocak 2008)
2010 tahminleri(Şubat 2010) Değişen Türkiye (Aralık 2007)
2009 biterken(Ocak 2010) Eski sorunlar yeniden gündemde (Kasım 2007)
Küresel sistem ve Türkiye(Aralık 2009) Sonbahar tartışmaları (Ekim 2007)
Yeni küresel finans mimarisi(Kasım 2009) Seçim sonuçları ve ekonominin geleceği (Ağustos 2007)
IMF, Dünya Bankası ve Türkiye(Ekim 2009) Seçim sonrasında ekonomi politikası (Temmuz 2007)
Türkiye'nin reyting sorunu(Eylül 2009) Seçime doğru (Haziran 2007)
Ekonomi politikası salınımları(Ağustos 2009) Türkiye birinci lige nasıl çıkar? (Mayıs 2007)
Üç kriz bir sonuç(Temmuz 2009) Dalgalanmalar sürecek (Nisan 2007)
Kapitalizmin geleceği(Haziran 2009) Küresel sorunlar (Mart 2007)
Kriz hız kesiyor(Mayıs 2009) AKP’nin beşinci yılı (Şubat 2007)
Küresel kriz önlemleri ve Türkiye (Nisan 2009) 2007’ye girerken (Ocak 2007)
IMF anıları (Mart 2009) Topal ördek (Aralık 2006)
Krizden başka şey konuşmaz olduk (Ocak 2009) AB büyüsü bozulmamalı (Kasım 2006)

 
  Hemen üye olmak için tıklayınız.  
     


© 2006-2010 Doğuş İletişim

Doğuş Yayın Grubu Dergileri: National Geographic Türkiye | National Geographic Kids | CNBC-e Business | Motor Boat & Yachting | Robb Report | Billboard Türkiye