Altın rezervlerinde yeni dönem: Avrupa neden kasaların yerini değiştiriyor?
Hollanda 86 ton altın rezervini Kuzey Amerika ve Londra arasında yeniden dağıtırken, Fransa New York'taki son 129 ton altınını elden çıkardı. Ancak merkez bankalarının adımları doğrudan ABD finans sistemine güven kaybından çok likidite, güvenlik ve kriz dönemlerinde erişim hedefleriyle açıklanıyor.
Avrupa merkez bankalarının altın rezervlerini farklı merkezlere dağıtması, ABD finans sistemine güven kaybı tartışmalarını beraberinde getirdi. Ancak Hollanda ve Fransa'nın attığı adımlar, daha çok likidite, güvenlik ve kriz dönemlerinde altına erişimin kolaylaştırılması amacı taşıyor.
Hollanda Merkez Bankası, 2 Eylül'de altın rezervlerinin yaklaşık 86 tonunu mart-ağustos döneminde New York ve Ottawa'dan Londra'ya taşıdığını açıkladı.
De Nederlandsche Bank (DNB), operasyonun amacının altın rezervlerini Hollanda'ya geri getirmek olmadığını; rezervlerin likiditesini ve işlem kabiliyetini artırmak, krizlere hazırlığı güçlendirmek ve altının tutulduğu merkezler arasındaki risk dağılımını daha dengeli hale getirmek olduğunu belirtti.
Ancak operasyon, onlarca ton altının Atlantik üzerinden fiziksel olarak taşınması şeklinde gerçekleşmedi. Dünya Altın Konseyi verilerine göre New York'ta yaklaşık 59 ton altın satılarak Londra'da uluslararası piyasalarda işlem görebilen altınla değiştirildi.
Bunun yanı sıra 27 tondan fazla altın fiziksel olarak Kuzey Amerika'dan Hollanda Merkez Bankasının Zeist'teki tesisine taşındı. Benzer miktardaki altın ise Zeist'ten Londra'ya gönderildi. Böylece operasyon, büyük ölçüde altın rezervlerinin stratejik olarak yeniden dağıtılması şeklinde gerçekleştirildi.
Operasyonun ardından Hollanda'nın altın rezervlerinde Londra'nın payı yüzde 18,1'den yüzde 32,1'e yükseldi. Hollanda'da tutulan altının payı yüzde 30,8'de kalırken, New York ve Ottawa'nın payları ayrı ayrı yüzde 18,5'e geriledi.
Hollanda Merkez Bankası, Londra'da tutulan altının kriz dönemlerinde daha hızlı şekilde kullanılabildiğini belirtti. Buna karşın bu gelişmenin ABD finans sistemine güven kaybının doğrudan göstergesi olarak değerlendirilmesinin doğru olmayacağı ifade edildi.
Altın rezervlerinde çeşitlendirme
Dünya Altın Konseyinin 2026 yılı araştırmasına göre, ankete katılan merkez bankalarının yüzde 10'u son 12 ay içinde altınlarının tutulduğu yurt dışındaki merkezleri çeşitlendirdi. Yüzde 9'u ise bunu yakın zamanda yapmayı planladığını bildirdi.
İngiltere Merkez Bankası, yurt dışında altın saklamak için en fazla tercih edilen merkez oldu. Ankete katılanların yüzde 57'si Londra'yı tercih ettiğini belirtirken, yüzde 49'u altın rezervlerinin en az bir bölümünü kendi ülkesinde tuttuğunu açıkladı.
Bu verilerin, merkez bankalarının altın rezervlerinin yalnızca miktarını değil, nerede ve ne kadar hızlı kullanılabileceğini de yeniden değerlendirdiğine işaret ettiği kaydedildi.
Fransa'nın altını tamamen ülkesinde
Fransa'nın attığı adım ise Hollanda'dan farklı bir tablo ortaya koydu.
Fransa Merkez Bankası, New York'ta tuttuğu son 129 ton altını elinden çıkardı ancak bu altını fiziksel olarak Paris'e taşımadı. Bunun yerine söz konusu altını satarak Avrupa'da Londra Külçe Piyasası Birliği (LBMA) standartlarına uygun yeni külçeler satın aldı.
Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasında gerçekleştirilen 26 işlem sonucunda Fransa Merkez Bankasının 12,8 milyar avro tutarında olağanüstü sermaye kazancı elde ettiği bildirildi. Buna karşın ülkenin toplam altın rezervi 2 bin 437 ton seviyesinde kaldı.
Fransa böylece altın rezervlerinin tamamını ülke içinde tutmaya başladı.
Fransa'nın 2005'ten bu yana uyguladığı politika kapsamında altın külçelerinin standardizasyonunun ve kalitesinin artırılmasının hedeflendiği belirtildi. New York'ta bulunan altınların bir bölümünün ise Londra piyasasında uygulanan yüzde 99,99 saflık standardını karşılamadığı aktarıldı.
Elde edilen 12,8 milyar avroluk sermaye kazancının Fransa Merkez Bankasının bilançosunu güçlendirdiği ve bankanın faiz oranlarındaki baskılar ile ekonomik dalgalanmaları daha güçlü bir mali yapıyla karşılamasına katkı sağladığı ifade edildi.
Fransa'nın operasyonunu doğrudan siyasi kaygılara veya ABD'ye yönelik güven kaybına bağlamanın, merkez bankasının açıkladığı gerekçelerle örtüşmediği belirtildi.
Al Majalla'nın analizinme göre operasyonun stratejik sonucu dikkat çekti: Fransa artık altın rezervlerinin tamamı üzerinde doğrudan fiziksel kontrole sahip.
Almanya farklı bir yol izliyor
Almanya'nın yaklaşımı ise Hollanda ve Fransa'dan farklılık gösteriyor.
Deutsche Bundesbank, 2013-2017 yılları arasında 674 ton altını Frankfurt'a geri getirdi. 2025 sonu itibarıyla Almanya'nın yaklaşık 3 bin 350 ton altın rezervi bulunuyordu.
Bu rezervlerin yaklaşık 1.710 tonu Frankfurt'ta, 1.236 tonu New York'ta ve 404 tonu Londra'da tutuldu.
Böylece Almanya'nın altın rezervlerinin yaklaşık yüzde 37'si hâlâ New York'ta bulunurken, Frankfurt ülkenin en büyük altın depolama merkezi konumuna geldi.
Deutsche Bundesbank, altının farklı merkezlerde tutulmasını güvenlik, işlem kabiliyeti ve küresel piyasalara erişim gibi faktörlerle açıklıyor. Ancak Almanya'nın son iki yılda rezervlerinin dağılımında önemli bir değişiklik yapmaması, Hollanda ve Fransa'nın hamlelerinden Avrupa geneline ilişkin kesin sonuçlar çıkarılmasını zorlaştırıyor.
Bu nedenle Avrupa'da ABD'de tutulan altınların kıtaya geri getirilmesine yönelik ortak bir politika bulunmadığı değerlendiriliyor. Her merkez bankası, rezervlerinin büyüklüğü, külçelerin özellikleri, lojistik imkanları ve güvenlik ile likidite değerlendirmelerine göre kendi kararını veriyor.
Bu tabloyu, "Avrupa altınını kıtaya geri getiriyor" şeklinde tanımlamak yerine, altın rezervlerinin tutulduğu haritanın yeniden çizilmesi olarak değerlendirmek daha doğru görülüyor.
New York'ta altın tutan bir merkez bankası ABD piyasasına ve doların finansal altyapısına yakınlık avantajından yararlanırken, Londra altının dünyanın en büyük fiziksel ticaret merkezlerinden biri olması nedeniyle yüksek likidite sağlıyor. Ülke içindeki depolama ise merkez bankalarına rezervleri üzerinde doğrudan kontrol imkanı veriyor.
Altın rezervlerini farklı merkezlere dağıtmak neden önemli?
Altının birden fazla merkezde tutulması, merkez bankaları açısından bir risk yönetimi aracı olarak değerlendiriliyor.
Habere göre tüm rezervlerin tek bir şehirde tutulması coğrafi yoğunlaşma riski oluştururken, farklı merkezlere dağıtılması lojistik kesintiler, siyasi krizler veya varlıkların hareket ettirilmesine yönelik kısıtlamalardan kaynaklanabilecek riskleri azaltabiliyor.
Altının fiziksel olarak taşınmasının yüksek lojistik ve sigorta maliyetleri de merkez bankalarını daha esnek yöntemlere yöneltiyor. Büyük miktarlarda altının sınırlar arasında taşınması yerine takas, alım-satım ve piyasa altyapıları üzerinden gerçekleştirilen işlemler bu riskleri ve maliyetleri azaltabiliyor.
Rusya'ya 2022'de uygulanan geniş kapsamlı Batı yaptırımlarının ardından çok sayıda Rus varlığının dondurulması da merkez bankalarının yurt dışında tutulan rezervlere ilişkin risk değerlendirmelerini daha önemli hale getirdi.
Ancak Avrupa'daki altın rezervlerinin yeniden dağıtılmasının doğrudan Rusya yaptırımlarına tepki olarak gerçekleştiğini söylemek mümkün değil. Her merkez bankasının gerekçesi farklılık gösteriyor.
Bununla birlikte ABD ile Avrupa arasındaki ticaret gerilimleri, tarifeler ve karşı önlemler, Avrupa'daki şirketler ve hükümetlerin Atlantik ötesindeki ekonomik bağımlılıktan kaynaklanan riskleri yeniden değerlendirmesine neden oldu.
Avrupa Komisyonunun Ticaret ve Ekonomik Güvenlik Genel Müdürlüğü verilerine göre, AB'nin ABD'ye ihracatı 2026'nın ilk çeyreğinde 2025'in aynı dönemine göre yüzde 30,4 azaldı.
Bazı değerlendirmelerde Hollanda'nın altın rezervlerini Kuzey Amerika'dan Londra'ya taşımasının ABD'nin tarifelerine karşı bir misilleme olduğu öne sürüldü. Ancak bu iddiayı destekleyen bir kanıt bulunmadığı belirtildi.
Altın taşımak yeni talep yaratmıyor
Merkez bankalarının altına olan ilgisinin son yıllarda arttığı görülüyor. Altın, herhangi bir devletin veya finansal kuruluşun yükümlülüğü olmaması nedeniyle merkez bankaları açısından önemli bir rezerv varlığı olarak değerlendiriliyor.
Dünya Altın Konseyine göre merkez bankaları 2025'te 863 ton, 2026'nın ikinci çeyreğinde ise 289 ton altın satın aldı. Rezerv yöneticilerinin yaklaşık 10'da 9'u, merkez bankalarının altın varlıklarının önümüzdeki 12 ay içinde artmasını beklediğini belirtti.
Ancak mevcut altın rezervlerinin bir ülkeden veya şehirden diğerine taşınması ile yeni altın satın alınması arasında önemli bir fark bulunuyor.
Hollanda'nın New York'tan Londra'ya altın taşıması, sahip olunan toplam altın miktarını artırmadığı için yeni talep yaratmıyor. Benzer şekilde Fransa'nın gerçekleştirdiği işlemler de ülkenin toplam altın rezervini artırmadı.
Altın fiyatlarını destekleyen temel unsur, külçelerin hangi kasada tutulduğundan ziyade merkez bankalarının küresel ölçekte altın rezervlerini artırma eğilimi olarak öne çıkıyor.
Ayrıca merkez bankalarının resmi rezervlerinde altının değerinin yükselmesi de fiziksel altın miktarının aynı oranda arttığı anlamına gelmiyor. Altın fiyatındaki yükseliş, elde tutulan miktar büyük ölçüde değişmese bile avro bölgesindeki resmi rezervlerin muhasebe değerini önemli ölçüde artırabiliyor.
Dolayısıyla Avrupa'daki son gelişmeler, altının terk edilmesinden çok altın rezervlerinin daha likit, erişilebilir ve farklı merkezlere dağıtılmış hale getirilmesine yönelik stratejik bir yeniden düzenleme olarak değerlendiriliyor.