Cevapsız soru kalmayacak! A’dan Z’ye fon tasfiyesi ve ödeme süreci
- SPK'nın 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesiyle başlayan süreçte, fon varlıklarının nasıl nakde çevrileceği, yatırımcılara hangi sırayla ve hangi değer üzerinden ödeme yapılacağı yeni bir hukuki tartışma alanı oluşturdu.
- Tasfiye süresinin altı aya çıkarılması ve ortak varlık havuzu seçeneğinin gündeme gelmesiyle birlikte, yatırımcıların haklarına ilişkin soru işaretleri de büyüdü.
- Bu soruların hukuki çerçevesini ve yatırımcı açısından ortaya çıkabilecek senaryoları bankacılık ve sermaye piyasaları hukuku uzmanı Avukat Dr. Davut Gürses CNBC-e'ye anlattı.
Türkiye sermaye piyasaları, eylül ayının üçüncü haftasında yatırım fonları üzerinden ortaya çıkan ciddi bir soruşturma gündemi ile karşı karşıya kaldı. Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül'de Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1 Capital, Pardus ve Bulls Portföy'ün kurucusu olduğu fonlara yönelik bir dizi tedbir aldı ve 131 fonun tasfiyesine karar verdi. Kurul, aynı gün tasfiye sürecinin nasıl yürütüleceğine ilişkin usul ve esasları da belirledi.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin EkleSPK'nın belirlediği ilk çerçevede, Tera Portföy'ün fonlarının tasfiyesinde Türkiye İş Bankası, diğer 6 portföy yönetim şirketinin fonlarında ise Ziraat Bankası görevlendirildi. Bankalara, fon portföyündeki varlıkları türlerine ve piyasa koşullarına göre nakde dönüştürme, satış talimatlarını doğrudan veya yatırım kuruluşları aracılığıyla iletme ve elde edilen nakdi belirlenen ödeme planı çerçevesinde değerlendirme yetkisi verildi.
Fon tasfiyesinde yatırımcının parası ne zaman ödenecek?
Ödeme mekanizmasının merkezinde ise fon varlıklarının nakde çevrilmesi yer aldı. SPK'nın düzenlemesine göre elde edilen nakit, mutabakatı yapılmış yatırımcı hesaplarına fon katılma payı sahipliği oranında aktarılırken bu yapı, yatırımcıların tamamının tasfiyenin sonunda tek seferde ödeme alacağı bir modelden ziyade, varlıkların nakde dönüşme sürecine bağlı bir ödeme mekanizmasına da işaret etti.
Bununla birlikte, tasfiye kararından önce verilmiş ancak gerçekleşmemiş fon iade talimatları önemli bir hukuki ayrıma neden oldu. SPK, TEFAS üzerinden verilen ve gerçekleştirilmeyen belirli iade talimatları karşılığında oluşan tutarın fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilmesini ve elde edilen nakitle bu borçların öncelikli olarak ödenmesini öngördü. Bu düzenleme, özellikle tasfiye kararından önce satış emri verdiği halde emri gerçekleşmeyen yatırımcıların hangi hukuki statüde değerlendirileceği sorusunu gündeme getirdi.
17 Eylül'den önce verilen satış emirleri
Kritik ayrım, yalnızca yatırımcının “satış emri vermiş” olmasıyla sınırlı kalmadı. Emrin hangi saatte verildiği, sisteme ulaşıp ulaşmadığı, neden gerçekleşmediği, varsa valör tarihi ve işlemin gerçekleşmemesinde hangi kurumun rol oynadığı gibi sorular, yatırımcının tasfiye sürecindeki konumunu değiştirebilecek nitelikte. Dolayısıyla aynı fonda bulunan iki yatırımcıdan birinin tasfiye öncesinde satış emri vermiş, diğerinin ise satış emri vermemiş olması, ödeme sırasını ve alacağın niteliğini değiştirebilir hale geldi.
Tasfiyenin süresi de bu hafta başında değişti. SPK, 21 Eylül'de yaptığı düzenlemeyle daha önce 3 ay olarak belirlenen azami tasfiye süresini 6 aya çıkardı. Kurul, değişikliğin fonların portföy yapıları ve piyasa koşulları dikkate alınarak varlıkların mümkün olduğunca uygun koşullarda satılabilmesine imkan sağlamak amacıyla yapıldığını açıkladı. 6 aylık sürenin tasfiyenin mutlaka 6 ay süreceği anlamına gelmediği, koşullara göre daha erken tamamlanabileceği de belirtildi.
Süre değişikliği, özellikle portföyünde likiditesi düşük veya satışının piyasa fiyatları üzerinde etkisi olabilecek varlıklar bulunan fonlarda, “varlıkların ne zaman ve hangi fiyattan nakde çevrileceği” sorusuna daha da önem kazandırdı.
Bu tartışmanın bir diğer boyutunu ise henüz kesinleşmiş bir düzenleme niteliğinde olmayan “ortak varlık havuzu” seçeneği oluşturdu. "Kaynaklara" dayandırılan haberlerde, tasfiye edilen 131 fonun varlıklarından ortak bir havuz oluşturulmasının değerlendirildiği ve bu yapının yatırımcıların geri ödeme taleplerinin yönetilmesinde kullanılabileceği aktarıldı. Söz konusu seçeneğin henüz erken aşamada olduğu bildirildi.
Ortak fon havuzu gündemde
Böyle bir model hayata geçirilirse, farklı fonların ayrı malvarlıklarının tek bir yapı içinde nasıl yönetileceği, bir fonun yatırımcısının başka bir fondaki varlıklardan yararlanıp yararlanamayacağı ve yatırımcılar arasındaki hakların nasıl korunacağı gibi sermaye piyasası hukukunun temel meselelerinin gündeme geleceği değerlendirildi.
Dolayısıyla bugün itibarıyla yatırımcıların önündeki sorular “Paramı ne zaman alacağım?” sorusunun çok ötesine geçti. Hangi yatırımcının hangi aşamada alacaklı konumuna geldiği, gerçekleşmeyen emirlerin nasıl değerlendirileceği, fon varlıklarının hangi değer üzerinden paraya çevrileceği, nakdin yatırımcılara ne zaman aktarılacağı ve tasfiye sürecinde ortaya çıkabilecek değer kayıpları aydınlatılmayı bekleyen konular arasında yerini aldı.
Bankacılık ve sermaye piyasaları hukuku uzmanı Pacta Hukuk Kurucu Ortağı Avukat Dr. Davut Gürses, mutabakatlardan fon varlıklarının nakde çevrilmesine, öncelikli alacaklardan yatırımcı ödemelerine kadar sürecin aşamalarını anlattı.
Gürses'e göre, sermaye piyasası araçlarının yapısı ve süreçte yer alan kurumların çokluğu nedeniyle tasfiyenin tamamlanması zaman alacak.
Soru-Cevap: Av. Dr. Gürses süreci adım adım anlattı
Soru: Bir yatırımcı açısından 17 Eylül 2026’da tasfiye kararı verildiği andan parasının hesabına geçeceği ana kadar süreci ana hatlarıyla anlatır mısınız?
Av. Dr. Davut Gürses: Söz konusu sermaye piyasası araçlarının karmaşık yapısı ve süreçteki aktör sayısının fazla olması nedeniyle doğal olarak bu tasfiye süreci de biraz zaman alacak. Ancak genel olarak süreci şöyle kademelendirebiliriz;
i. İlk olarak, bankalar ile Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) arasında tasfiye edilecek fonların her biri bakımından toplam katılma pay adedi, bunlar üzerindeki takyidatlar, yatırımcılar ve gerçekleşmemiş emirlere ilişkin bir mutabakat yapılacak. Buna, “yatırım fonu ve yatırımcı” mutabakatı diyebiliriz.
ii. İkinci olarak, saklama kuruluşu, banka ve takasbank arasında her bir fonun borç ve alacaklarının tespiti amacıyla ikinci bir mutabakat yapılacak. Buna da “yatırım fonu borç alacak mutabakatı” diyebiliriz.
iii. Sonrasında ise fon malvarlığı paraya çevrilecek ve ilk olarak SPK’nın fon borcu olarak tasnif ettiği alacaklar ödenecek, sonra da kalan yatırımcılar için ödeme yapılacak.
Sürecin olağan akışı böyle olacak. Bu süreç sonucunda katılma payına karşılık alacağını (piyasa değeri) alamayacak olan yatırımcılar olursa o zaman onlar açısından zarar koşulu gerçekleştiği için hukuki yollara başvuru imkanı olacaktır. Bu çerçevede, söz konusu fonun kurucusu olan portföy yönetim şirketinin, bu şirketin yöneticilerinin, ortaklarının ve fon yöneticisinin -şartları varsa- hukuki sorumluluğuna gidilebilir.
Gerçekleşmeyen ya da iptal edilen emirler
Soru: 17 Eylül 13.30’dan önce verilmiş ama gerçekleşmemiş bir satış emri realize edilecek mi? Edildiğinde ödeme hangi değer üzerinden olacak? (Aynı fonun iki yatırımcısını düşünelim: A yatırımcısı 17 Eylül’den önce satış emri verdi ama emri teknik bir nedenle gerçekleşmedi; B yatırımcısı hiç satış emri vermedi. Tasfiye sonrasında A’nın B’den önce ödeme almasını sağlayan hukuki mekanizma tam olarak nedir? Eğer A alamazsa, uğradığı değer kaybı olur mu?)
Av. Dr. Davut Gürses: Şimdi öncelikle sorunuzda geçen ve bazı yatırımcılar arasında fark oluşturan hukuki mekanizmayı açıklamak isterim. 17.09.2026 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun internet sitesinde yayımlanan 61 sayılı bültende yer alan 17/09/2026 tarih ve 57/1708 sayılı Kurul Kararında şu düzenleme yer almaktadır;
“İhbarlı fonlar için 17.09.2026 tarihinde saat 13.30’dan sonra iletilen katılma payı iade talimatları ile para piyasası fonları için izahnamede yer verilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatları işbu tasfiye esasları kapsamındadır. Tasfiye kararı verilen fonlardan, Takasbank TEFAS Platformu üzerinden fon satım emri verilen ve gerçekleştirilmeyen iade talimatları karşılığında oluşan tutar fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilir ve banka tarafından yukarıdaki (5) nolu maddede yer verilen yöntemlerle elde edilen nakit ile öncelikli olarak bu borçlar ödenir.”
Görüldüğü üzere, 17.09.2026 tarihi saat 13.30’dan önce satış talimatı veren yatırımcılar ile hiç satış talimatı vermeyen ve tasfiyeye kalan yatırımcılar arasında alacağın tahsili bakımından önemli bir fark oluşturulmuştur. Bu kapsamda 17.09.2026 tarihi saat 13.30’dan önce verilen satış talimatları akabinde oluşan yatırımcı alacağı, bir fon borcuna dönüşmekte ve ilgili fonun tasfiyesinden elde edilecek paradan öncelikle tahsil hakkına kavuşmaktadır. Yine bu düzenlemeye göre 17.09.2026 saat 13.30’a kadar satış talimatı vermeyen yatırımcılar fonda kalmayı tercih ettiklerinden, bu yatırımcılar sadece tasfiye sonunda kendilerine düşecek tutarı alacaklardır.
Şimdi sorunuza geri dönersek, yatırımcı A ile B arasında oluşabilecek farkın temel sebebi ifade ettiğim SPK düzenlemesidir.
Bu konuyla ilgili çok önemli bir husus daha bulunmaktadır. Gözlemlediğim kadarıyla, 17.09.2026 saat 13:30’dan önce satış emri veren bir çok yatırımcının bu emirleri herhangi bir gerekçe sunulmadan iptal edilmiş görünmektedir. Bu tarih ve saatten önce verilen ve fakat gerçekleşmeyen her türlü emri de bu kapsamda değerlendirmek gerekir. İlk olarak şunu belirtmek isterim ki biz bu emirlerin neden ve kim tarafından iptal edildiğini bilmiyoruz. Bunu ancak düzenleyici ve denetleyici otorite tespit edebilir. Şahsi kanaatime göre bu emirlerin iptalini gerektirecek hukuki bir gerekçe bulunmamaktadır, bu nedenle de iptali gerçekleştiren kurum için ciddi bir hukuki sorumluluk söz konusu olacağını düşünmekteyim. Bu emirlerin iptal edilmesi ya da genel olarak gerçekleştirilmemesi ile bazı yatırımcıların alacağına öncelikle kavuşma imkanı ellerinden alınmış olmaktadır. Bu husus özellikle fon varlığının bütün yatırımcıların alacağını karşılamaması durumunda önem arz edecektir.
Bana göre bu emirlere ilişkin kayıtların düzeltilmesi ve bunların da fon borcu olarak öncelikle ödenmesi gerekmektedir. Bu emirler, ilgili fonun ihraç belgelerinde belirtilen satış fiyatı hesaplama yöntemine göre belirlenerek TL’ye dönülecektir. Örneğin, ilgili fonun satış fiyatı emirden sonraki gün fiyatı üzerinden belirleniyor ise o günün fon fiyatı esas alınmalıdır.
Son olarak, bu iptal edilen ya da gerçekleşmeyen emirler sebebiyle fon borcu olarak kabul edilmeyen ve bu nedenle de alacağını öncelikle alamayan kişilerin, tasfiye sonucunda aldıkları tutar ile emirleri iptal edilmese idi alacakları tutar arasındaki farkın tazmini için bu emrin gerçekleşmesini engelleyen ya da iptal eden Kuruma karşı dava hakkı olacaktır.
Yatırımcının payı hangi değer üzerinden nakde dönüşecek?
Soru: Tasfiye edilen fonda satış emri vermemiş yatırımcının payı ne zaman ve hangi değer üzerinden paraya dönüşecek? PPF’de, Hisse Senedi Yoğun Fon’da ve Serbest Fon’da nasıl değişecek?
Av. Dr. Davut Gürses: Tasfiye kapsamında paraya çevirme işlemlerinin genel olarak uzun zaman alacağını düşünmekteyim. Bu kapsamda net bir tarih belirtmek mümkün değildir. Bu konuda "ilgili banka; yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşullarını gözeterek" satış işlemini gerçekleştirecektir. Satış değeri ise satış zamandaki ilgili varlığın piyasa değeri olacaktır.
Havuz oluşturulması seçeneği gerçekçi mi?
Soru: Portföydeki varlıklar parça parça nakde dönüştüğünde yatırımcıya da parça parça ödeme yapılması söz konusu mu?
Av. Dr. Davut Gürses: Bu konuda düzenlemede bir açıklık bulunmuyor, ancak bir fonun bütün malvarlığı nakde çevrilmeden ödeme yapılmayacağı kanaatindeyim. Dolayısıyla; fonun bütün malvarlığı paraya çevrilip, fon borçları ödendikten sonra kalanı yatırımcılara ödenecektir.
Soru: Havuz oluşturulması gündemi öne sürüldü. Benzer çözüm önerileri nasıl bir yol haritası oluşturuyor?
Av. Dr. Davut Gürses: Tasfiyeye alınan her bir fon bir diğerinden bağımsız tasfiye edilecektir, zira her bir fonun niteliği, özellikleri ve yatırımcısı farklıdır. Bu nedenle mevcut düzenlemelere göre böyle tek bir havuzun oluşturulması mümkün değildir. Ancak, kanun değişikliği ile bu yapılabilir ki bunu da ihtimal dahilinde görmediğimi belirtmeliyim.




