Borsada barış rüzgarı! BIST100'de sıradaki duraklar belli oldu, uzmanlardan sektör, endeks ve "seçilmiş hisse" yorumu
Borsa İstanbul'a dair beklentiler iyimserleşiyor. Piyasalarda son dönemde öne çıkan gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, yılın ikinci yarısında bankacılık, holding, ulaştırma ve seçilmiş sanayi hisselerinin öne çıkabileceğini belirtiyor.
Jeopolitik risklerdeki azalma, petrol fiyatlarındaki geri çekilme ve Merkez Bankası'nın faiz indirimlerine başlayabileceği beklentileri Borsa İstanbul'a ilişkin iyimserliği artırıyor. Piyasalarda son dönemde öne çıkan gelişmeleri değerlendiren uzmanlar, yılın ikinci yarısında bankacılık, holding, ulaştırma ve seçilmiş sanayi hisselerinin öne çıkabileceğini belirtirken, portföylerde hisse senedi ağırlığının risk profiline göre kademeli olarak artırılabileceğine dikkat çekiyor.
“Petroldeki normalleşme borsayı destekleyebilir”
A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, şubat ayından bu yana piyasalarda belirsizliğe neden olan Körfez'deki savaş ve buna bağlı jeopolitik gerilimde sona yaklaşıldığının görüldüğünü belirtti.
ABD ile İran arasında anlaşmaya varılmasının petrol fiyatlarında hızlı bir geri çekilmeye neden olabileceğini ifade eden Doğan, buna rağmen fiyatların savaş öncesi seviyelere dönmesinin çok mümkün görünmediğini söyledi. Petrol fiyatlarının 70-80 dolar bandında dengelenmesinin ise Türkiye açısından enflasyon, cari açık ve bütçe açığında önemli iyileşmeler sağlayacağını kaydetti.
Doğan, söz konusu beklentinin başta bankacılık sektörü olmak üzere finansal kesim, gayrimenkul yatırım ortaklıkları, holdingler ve savaş döneminde geride kalan büyük ölçekli sınai şirketlerin yeniden ön plana çıkmasına katkı sağlayabileceğini dile getirdi.
Temmuz ayı başında açıklanacak haziran enflasyonunun yüzde 1'in altında kalmasını beklediklerini belirten Doğan, bu verinin ilgili sektörler açısından önemli bir katalizör görevi görebileceğini ifade etti.
Türkiye'de gerçekleştirilecek NATO Zirvesi'nin de Borsa İstanbul üzerinde psikolojik katkılar yaratabileceğini söyleyen Doğan, yılın ilk yarısında benimsedikleri temkinli duruşun aksine, Fed toplantısı ve etkilerinin geride kalmasının ardından hisse senedi ağırlığının kademeli olarak artırılması gerektiğini düşündüklerini belirtti.
TL sabit getirili yatırım araçlarının halen oldukça cazip olduğunu vurgulayan Doğan, buna rağmen portföylerde hisse senedi ağırlığının bu dönemde kademeli olarak yüzde 40-50 bandına kadar yükseltilebileceğini söyledi.
Aşkın: Yükselişin anahtarı bankalar ve BIST30
Ekonomist Mustafa Aşkın, jeopolitik risklerin küresel piyasalarda olduğu gibi Borsa İstanbul üzerinde de etkili olduğunu belirtti.
Özellikle Ortadoğu'daki gelişmeler ve taraflardan gelen çelişkili açıklamaların tüm piyasalarda dalgalanmalara neden olduğunu ifade eden Aşkın, buna rağmen Borsa İstanbul'un 2026 yılında dikkat çekici bir direnç sergilediğini söyledi. Aşkın, yıl boyunca iç ve dış kaynaklı olumsuz sayılabilecek haber akışlarına karşın borsanın, 2024 ve 2025 yıllarına kıyasla daha dayanıklı bir görünüm ortaya koymasının yatırımcılara yılın geri kalan dönemi için umut verdiğini dile getirdi.
Yeni bir jeopolitik risk ortaya çıkmaması halinde Borsa İstanbul'un, iç ekonomik gelişmeler ve ekonomi dışı gündem başlıklarına bağlı olarak zaman zaman geri çekilmeler yaşasa da genel eğilimin yukarı yönlü olmasının son derece olası göründüğünü kaydeden Aşkın, endeksin yönünün büyük ölçüde bankacılık sektörü ile BIST 30 şirketlerinin performansına bağlı şekillendiğini vurguladı.
Olası yükselişlerin temel analizden ziyade endeks üzerinde etkisi yüksek ve işlem derinliği fazla olan hisselerde görülecek hareketlerle gerçekleşeceğini belirten Aşkın, mali sektör hisselerinin yanı sıra yaz aylarında ulaştırma ve holding sektörlerinin cazip olabileceğini söyledi. Seçilmiş sanayi şirketlerinde de yükseliş potansiyeli bulunduğunu ifade eden Aşkın, risklerin artması halinde ise gıda ve savunma şirketlerinin defansif özellikleriyle öne çıkabileceğini belirtti.
Endeks seviyelerine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Aşkın, 10.500, 11.800, 12.400 ve 13.000 puan seviyelerinin önemli destek noktaları olarak izlenebileceğini ifade etti. Buna karşılık 14.200, 14.700, 15.200 ve 15.700 puan seviyelerinin direnç konumunda değerlendirilebileceğini söyledi.
Aşkın, yılın başında yayımladıkları portföy araştırmasında da vurguladıkları üzere, yatırımcıların risk durumlarına göre portföylerinde hisse senedi ağırlığını yüzde 25-35 bandında oluşturabileceklerini sözlerine ekledi.
“Anlaşma beklentisi risk iştahını arttırdı”
Yatırım Finansman Strateji ve Yatırım Danışmanlığı Müdürü Seda Yalçınkaya Özer, ABD-İsrail ve İran arasında devam eden savaşın, iç siyasette zaman zaman tırmanan gelişmelerin ve enflasyon görünümündeki sapmaların Borsa İstanbul üzerinde etkili olduğunu ancak son dönemde küresel risk algısında belirgin bir iyileşme yaşandığını söyledi.
Haftanın ilk işlem gününe küresel piyasalarda güçlü bir risk iştahıyla başlandığını belirten Özer, ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik haberlerin son üç buçuk ayda oluşan baskı ve stresin geri alınmasını desteklediğini ifade etti. Bu nedenle küresel piyasalarda bir “anlaşmaya yakınlaşma rallisi” görüldüğünü kaydeden Özer, petrol fiyatlarının son üç ayın en düşük seviyelerine gerilediğini, enerji arzına ilişkin endişelerin hafiflemesiyle piyasalarda rahatlama başladığını dile getirdi.
Haftanın ilk işlem gününe küresel piyasalarda güçlü bir risk iştahıyla başlandığını belirten Özer, ABD ile İran arasında anlaşmaya yönelik haberlerin son üç buçuk ayda oluşan baskı ve stresin geri alınmasını desteklediğini ifade etti. Bu nedenle küresel piyasalarda bir “anlaşmaya yakınlaşma rallisi” görüldüğünü kaydeden Özer, petrol fiyatlarının son üç ayın en düşük seviyelerine gerilediğini, enerji arzına ilişkin endişelerin hafiflemesiyle piyasalarda rahatlama başladığını dile getirdi.
Bu olumlu küresel atmosferin Borsa İstanbul'a da yansıdığını belirten Özer, açılışta özellikle bankacılık hisselerindeki güçlenmenin dikkat çektiğini söyledi. Cuma gününden gelen bankacılık sektöründeki olumlu görünümün devam ettiğini ifade eden Özer, XBANK endeksini daha kalıcı şekilde destekleyecek temel unsurun ise Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın olası faiz indirimleri olduğunu vurguladı. Jeopolitik risklerdeki gerilemenin de bu hikâyeyi destekleyen önemli bir unsur olduğunu belirten Özer, Türkiye'nin 5 yıllık CDS priminin son üç buçuk yılın en düşük seviyesi olan 225 puana kadar gerilediğine dikkat çekti.
Küresel risklerdeki yavaşlamanın sürmesi halinde içeride Merkez Bankası odaklı faiz indirimi beklentilerinin güçlenebileceğini ifade eden Özer, bu tabloda 13.700 seviyesinin dip olarak izlenebileceğini söyledi. Söz konusu seviyenin korunması durumunda endeksin yeniden 15.000 puan seviyelerine yönelmesinin mümkün olabileceğini kaydetti.
Sektörel görünümü de değerlendiren Özer, son üç buçuk aylık savaş sürecinin etkisiyle baskı altında kalan havacılık, ulaştırma, bankacılık, holdingler ve faize duyarlı hisselerde hareketlenmenin hızlanabileceğini ifade etti. Petrol fiyatlarındaki sert geri çekilmeden doğrudan etkilenen hisselerin de bu süreçte öne çıkabileceğini belirten Özer, buna karşın rafineri ve enerji şirketlerinde petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle stok ve marj baskısının hissedildiğini söyledi.
Portföy dağılımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özer, belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde dengeli bir varlık dağılımının daha uygun olduğunu belirtti. Risk iştahının arttığı dönemlerde ise hisse senedi ağırlığının kademeli olarak artırılabileceğini ifade eden Özer, özellikle 14.200 puan seviyesinin üzerinde kalıcı bir eğilim oluşması halinde hisse senedi ağırlığının yüzde 50'nin üzerine çıkarılabileceğini söyledi.
Genel bir çerçeve sunan Özer, risk almak istemeyen yatırımcılar için portföylerde yüzde 35-40, dengeli yatırımcılar için yüzde 50-60, uzun vadeli düşünen ve daha yüksek risk alabilen yatırımcılar için ise yüzde 60-70 oranında hisse senedi ağırlığının uygun olabileceğini belirtti. Portföyün kalan kısmının ise mevduat, para piyasası fonları veya diğer sabit getirili yatırım araçlarıyla dengelenebileceğini ifade etti.
“Doğru hisse seçimi kazandıracak”
A1 Capital Genel Müdürü Mete yüksel, "Borsada genel yön yukarı olsa da hisse yatırımcısı genel endekse yakınsayan bir portföy tutarsa fırsat maliyeti kaybına uğrayabilir" dedi. Sene sonuna kadar aylık ortalama enflasyonun yüzde 1.5 seviyesinde olmasını beklediğini, TL faizli enstrümanlardan bunun iki katına yaklaşan getiri elde etmenin mümkün olduğunu belirten Yüksel, sözlerine şöyle devam etti: "Bu oranı BİST100’e uygulasak 16.000’i biraz aşan bir seviyeye geliriz ki daha fazlasını anaparanı riske atmadan kazanmak varken bu seviye pek de cazip değil. Bilinmezlik risk demek, yüksek risk primi de hisse senetlerinin değerlemelerini baskılar. Ancak hızla değişen temalara uygun aktif bir portföy yönetimiyle faizin ötesinde bir getiri sağlamak mümkün."
Gelen en son açıklamaların İran ve ABD arasında bir anlaşmanın yaklaştığına işaret ettiğini belirten Yüksel, önümüzdeki aylarda bir anlaşmanın yapılacağı varsayımı altında petrol fiyatının aşağı sarkması, buna bağlı enflasyonun rahatlaması, faiz indirimlerinin gündeme tekrar gelmesinin makul bir beklenti olduğunun altını çizdi.
Faizlerin inmesinin bankaların marjını artacağını, tahvillerden elde edecekleri değerleme karı ile daha rahat tahsilat yapabileceklerine işaret eden Yüksel, böylesi bir ortamda bankacılığın yanında havayolları ve turizm temalarının daha öne çıkmasını, diğer yandan rafinaj, petrokimya ve savunma sanayi hisselerinin ise geri kalmalarını beklediğini söyledi. "Genel bir finansal varlık alokasyonunda portföyün yarıya yakınının TL faizli enstrümanlarda, geri kalan kısmın ise borsa ve dövizli varlıklar arasında pay edilmesi uygun olacaktır" dedi.
Sevgen: Piyasalar olumlu senaryoyu fiyatlıyor
Anadolu Yatırım Genel müdürü Nuri Sevgen, küresel risklerin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye piyasalarını da etkilediğini, iç siyasi gelişmelerin de yatırımcıların kararları üzerinde belirleyici olduğunu söyledi.
Sevgen, buna karşın erken seçim ihtimali ve faizlerde düşüş beklentisinin piyasalar tarafından olumlu karşılandığını belirterek, Borsa İstanbul'da endeksin şu anda olumlu senaryoları fiyatladığını ve dışarıdaki jeopolitik gelişmelerden sınırlı etkilendiğini ifade etti.
Faiz indirimlerinin başlaması halinde bankacılık sektörünün ilerleyen dönemde yükseliş potansiyeli taşıdığını dile getiren Sevgen, yüksek finansman gideri bulunan şirketlerin de bu süreçten olumlu etkilenebileceğini kaydetti. Sevgen, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın TLREF faizinde indirim yönünde adım atmasının, finansman yükü yüksek şirketlerin maliyetlerini azaltacağını söyledi.
Borsanın mevcut seviyelerinin olması gereken seviyenin altında bulunduğunu belirten Sevgen, piyasaların mevcut riskleri fiyatladığını ancak özellikle İran kaynaklı jeopolitik gerilimlerin azalmasının ardından piyasalarda daha olumlu bir görünüm oluşabileceğini ifade etti.
Sevgen, hisse fiyatlarının halen düşük seviyelerde olduğunu düşündüğünü belirterek, 2025 yılında 10 bin-11 bin puan bandında hareket eden endeks dikkate alındığında mevcut seviyelerin yatırımcılar açısından makul olduğunu söyledi.
Özellikle yılın son çeyreğinden itibaren borsadaki yükselişin hızlanabileceğini öngören Sevgen, mevcut seviyelerde Borsa İstanbul'un yatırım için önemli bir alternatif sunduğunu ifade etti. Portföy dağılımına ilişkin de değerlendirmede bulunan Sevgen, hisse senetlerinin yatırımcı portföylerinde en az yüzde 35 paya sahip olması gerektiğini belirtti.