Coğrafya kader midir? Yoksa keder mi?

Coğrafya kader midir? Yoksa keder mi?

"Petrol zenginliği kader değildir. Nijerya ve Venezuela için keder, Norveç için kalkınma oldu. Kaynak değil, akıl belirler sonucu. Coğrafya keder olabilir. Ama kader asla değildir."

Mahfi Eğilmez ile ortak kitabımız Ekonomi 101'de bu ayrıma değinmiştik. Petrol tarih boyunca kimine saadet kimine dert getird. İran da petrol zenginliğini istikrarlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir kalkınmaya dönüştürememiş ülkelerden biri.

Darbeyle devrilen Başbakan Muhammed Musaddık döneminden beri İran petrol zenginliği ekonomik kaderini olumlu yönde belirlemedi. Batının göz diktiği zengin petrol yatakları İran'a keder getirdi. Bu değerli varlık Norveç örneğinde olduğu gibi kalkınmaya dönüşemedi. Bir ülkenin zengin doğal kaynakları, doğru kurumlar, iyi politikalar ve yönetişim yoksa kalkınmayı getirmeyeceği saptaması İran örneğinde de doğrulandı.

Piyasalar üzerine İran gölgesi düştü

Sadece piyasalar değil neredeyse bugünlerde herkes tek bir soruya kilitlenmiş durumda. Bu ay başında Cenevre'de iki ülke arasında başlayan görüşmelerden çıkacak sonuç merakla bekleniyor. Amerika İran’a saldırır mı? Görünen o ki İran gerilimi bir süre daha devam edecek. Bu süreç hem küresel ekonomi hem de Türkiye için kritik önem taşıyor. Çünkü İran, ABD’nin sorun yaşadığı diğer ülkelere mesela Venezuela'ya benzemiyor.

İran’ı farklı kılan ne?

--İran dünyanın en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden birine sahip. Küresel enerji arz güvenliği açısından kilit aktörlerden biri. Olası bir savaşın petrol fiyatlarını sert biçimde yukarı çekmesi, enflasyonu tetiklemesi ve küresel finans piyasalarında dalgalanma yaratması kaçınılmaz olur.

--İkinci kritik başlık ise Hürmüz Boğazı. İran ile Umman arasında yer alan bu dar su yolundan dünya petrol ticaretinin beşte birinden fazlası geçiyor. Günde yaklaşık 15–20 milyon varil petrol bu boğazdan taşınıyor. Katar, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin enerji ihracatı büyük ölçüde buraya bağlı. Kısa süreli bir kesinti bile petrol fiyatlarını üç haneli rakamlara taşıyabilir. Üstelik sadece petrol değil; sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) açısından da boğaz büyük önem taşır. Enerji fiyatlarındaki artış, enflasyon, yükselen ithalat faturaları ve küresel borsalarda sert dalgalanmalar demektir. Hürmüz’de yaşananlar Hürmüz’de kalmaz.

--İran ayrıca jeopolitik konumuyla da farklı. Türkiye, Irak, Afganistan ve Pakistan’a sınır komşuluğu var. Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında stratejik bir köprü.

--Bununla da sınırlı değil. İran Irak, Suriye ve Lübnan’da güçlü siyasi ve askeri bağlantılara sahip. Hizbullah gibi aktörler üzerinden Ortadoğu ve Doğu Akdeniz dengelerini etkileyebiliyor. Bu nedenle doğrudan bir savaş, zincirleme bölgesel çatışma riskini beraberinde getirir.

--Bir diğer başlık nükleer dosya. 2015’te imzalanan Ortak Kapsamlı Eylem Planı, İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlamayı hedefliyordu. Ancak bugün bu mekanizma fiilen askıda. İran’ın nükleer kapasitesini artırması, Orta Doğu’da yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.

Peki ya savaş çıkmazsa?

Asıl kritik soru belki de bu. Gerilim doğrudan savaşa dönüşmez ama diplomatların deyişiyle "uzun süreli ve düşük yoğunluklu kriz” olarak devam ederse ne olur?

— İran üzerindeki yaptırımlar sürer ya da sertleşir. Enerji piyasalarında belirsizlik kalıcı hale gelir. Hürmüz kaynaklı risk primi petrol fiyatlarını dalgalı tutar. Küresel enflasyon baskısı artar.

— ABD ile İran doğrudan çatışmasa bile Irak, Suriye ve Lübnan hattında gerilim sürer.

— Nükleer dosya çözümsüz kalır. Yaptırım ve karşı hamle girişimleri artarak devam eder.

— İran, Çin ve Rusya ile daha yakın bir bloklaşmaya giderken küresel sistemde bir suredir devam eden Doğu-Batı ayrışması keskinleşir.

— Yani savaş çıkmasa bile dünya “kontrollü ama sürekli kriz” dönemine girebilir.

Türkiye açısından tablo

Türkiye için İran, itinayla yaklaşılması gereken bir komşu. Uzun bir kara sınırımız var. Ticaret hacmi dalgalansa da yıllık 5–7 milyar dolar bandında seyrediyor. İki ülke yetkililerinin dillendirdiği hedef 20 milyar dolar ama mevcut jeopolitik riskler bu hedefi zorlaştırıyor. Oysa normal bir konjonktürde ulaşılması zor bir hedef değil.

Enerji ticareti, sınır güvenliği, Suriye ve Irak sahasındaki dengeler, olası göç hareketleri gibi doğrudan bizi ilgilendiren daha birçok başlık var.

Hürmüz’deki bir kriz Türkiye’nin enerji maliyetlerini artırır.

Bölgedeki vekalet gerilimi sınır hattımızdaki kırılganlığı büyütür. Bugüne kadar yürüttüğümüz diplomatik denge politikasını yürütmek daha zor hale gelir.

Gözler Perşembe toplantısında

Anlayacağınız, mesele sadece “ABD İran’a saldırır mı?” sorusu değil. Asıl mesele, bu gerilimin küresel ekonomi ve bölgesel güvenlik mimarisini nasıl dönüştüreceği.

Ekonomik olarak Hürmüz Boğazı açık kaldığı sürece dünya nefes alır. Enerji fiyatları yükselse bile çok uzun süreli olmayabilir. Ama bu nefes özellikle bizim gibi komşuları için sıkıntılı ve hırıltılı bir nefes olacaktır. Kısa süreli bile olsa Hürmüz’den petrol ve gaz akışının kesilmesi, petrol fiyatlarını büyük olasılıkla üç haneli rakamlara, yani 100 doların üzerine taşıyacaktır.

O nedenle bu hafta Cenevre'de çıkacak sonucu merakla bekliyoruz.