11 Eylül'ün 25. yılı: Yükselen savunma sanayii hayatımızı nasıl değiştiriyor?
- ABD'de 11 Eylül 2001'de gerçekleştirilen terör saldırıları, yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve büyük bir insani trajediye yol açarken küresel ekonomide de güvenlik, ulaşım, finans ve kamu harcamaları açısından değişimlere neden oldu.
- Güvenlik harcamalarının yanında siber güvenlik, risk yönetimi ve özel güvenlik alanlarında da büyüyen pazarlar oluştu.
- CNBC-e'ye konuşan Ussal Şahbaz, gündelik hayatı etkileyen mikro savunma sanayii, antiterör ve güvenlik teknolojilerinin 21. yüzyıldaki değişimini değerlendirdi.
BATIKAN ALTAŞ / HASAN SELÇUK TURAN - ABD'de 11 Eylül 2001'de gerçekleştirilen terör saldırıları, yaklaşık 3 bin kişinin hayatını kaybetmesine ve büyük bir insani trajediye yol açarken, küresel ekonomide de güvenlik, ulaşım, finans ve kamu harcamaları açısından önemli değişimlere neden oldu.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin EkleSaldırıların ardından havacılık ve turizmde yaşanan daralma, finansal piyasalardaki kesintiler, sigorta sektöründe değişen risk hesapları ve artan güvenlik harcamaları, olayların ekonomik sonuçlarının yalnızca 2001 yılıyla sınırlı kalmadığını ortaya koydu.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), ABD Sayıştayı (GAO) ve New York Federal Rezerv Bankasının çalışmalarında, saldırıların doğrudan ekonomik maliyetinin yanı sıra sonrasında alınan siyasi ve askeri kararların da uzun vadeli ekonomik sonuçlar doğurduğu değerlendirildi.

Doğrudan maliyeti 33-36 milyar dolar olarak hesaplandı
New York Federal Rezerv Bankasının “11 Eylül Saldırısının New York Şehri Üzerindeki Etkilerinin Ölçülmesi” başlıklı çalışmasında, Dünya Ticaret Merkezi saldırısının doğrudan ekonomik maliyeti; hayatını kaybedenlerin gelecekteki kazanç kayıpları, ekonomik faaliyetlerdeki kesintiler, mülk kayıpları ve temizlik giderleri dahil 33-36 milyar dolar olarak hesaplandı.
Aynı çalışmada, saldırıda hayatını kaybeden çalışanların gelecekteki kazanç kayıplarının yaklaşık 7,8 milyar dolar olduğu belirtildi.
New York kentinde saldırıdan kaynaklanan istihdam kayıplarının Ekim 2001'de yaklaşık 38 bin-46 bin, Şubat 2002'de ise 49 bin-71 bin arasında olduğu tahmin edildi. Çalışmada, istihdam kayıplarının Haziran 2002'ye kadar kademeli olarak azaldığı aktarıldı.

New York'taki toplam ekonomik kayıp on milyon dolarları aştı
ABD Sayıştayı (GAO), “11 Eylül 2001 Terör Saldırılarının Ekonomik Etkisine İlişkin Çalışmaların İncelenmesi” başlıklı raporunda, Dünya Ticaret Merkezi saldırısının ekonomik etkilerine ilişkin farklı çalışmaları inceledi.
Raporda, New York City için doğrudan ve dolaylı ekonomik kayıplara ilişkin tahminlerin 83 milyar dolara kadar çıktığı aktarıldı. Söz konusu rakamın, farklı çalışmaların kapsamına ve hesaplama yöntemlerine göre değiştiği belirtildi.
Bu nedenle 83 milyar dolar, GAO'nun tek ve kesin bir maliyet hesabı olarak değil, raporda incelenen çalışmalarda yer alan en yüksek tahminlerden biri olarak değerlendirildi.
Finansal piyasalarda ve ödeme sistemlerinde ciddi kesintiler yaşandı
Saldırıların ardından New York Borsası ve diğer finansal piyasalar geçici olarak kapandı.
New York Federal Rezerv Bankasının değerlendirmesinde, saldırıların finansal piyasalarda ve ödeme sistemlerinde önemli aksamalara yol açtığı belirtildi. New York Fed'in çalışmasında, saldırı sonrasında Hazine tahvili işlemlerinde ciddi takas ve teslimat sorunları yaşandığı, 19 Eylül 2001'de sona eren haftada günlük ortalama takas başarısızlıklarının 190 milyar dolara yükseldiği aktarıldı.
ABD Merkez Bankasının (Fed), finansal sistemdeki likidite sıkışıklığını önlemek amacıyla iskonto penceresini açık tuttuğu ve bankacılık sistemine likidite sağladığı belirtildi.

Havacılık ve turizm sektörlerinde daralma yaşandı
Saldırıların ardından hava ulaşımında yaşanan kesintiler, havayolu şirketleri, havaalanları, oteller, restoranlar ve seyahat acenteleri üzerinde baskı oluşturdu.
IMF'nin “11 Eylül Küresel Ekonomiyi Nasıl Etkiledi?” başlıklı çalışmasına göre, 11 Eylül 2001’den sonra kısa vade içinde havayolu sektörü yolcu talebindeki düşüş, artan güvenlik maliyetleri ve operasyonel kesintiler nedeniyle zayıflarken turizm sektörü seyahat korkusu ve yabancı ziyaretçi sayısındaki azalıştan olumsuz etkilenmişti.
IMF'nin değerlendirmesinde, ABD'de hava taşımacılığı, oteller ve eğlence faaliyetlerinin ekonomide önemli bir paya sahip olduğu, bu sektörlerdeki daralmanın diğer sektörlere de yayıldığı belirtildi.
Havayolundaki düşüşe bağlı olarak oteller ve restoranlar da turizm ve iş seyahatlerindeki gerileme ile tüketici hareketliliğindeki azalmadan zarar gördü. Araç kiralama sektörü hava yolculuğundaki azalıştan, seyahat acenteleri ise uluslararası seyahat talebindeki düşüşten etkilendi.
Ticari gayrimenkul sektöründe, özellikle New York finans merkezinde yaşanan fiziksel ve operasyonel kayıplar önemli bir zayıflama yaratırken, havacılık üreticileri uçak talebindeki düşüşle karşı karşıya kaldı.
OECD'nin 2005 tarihli “OECD Ülkelerinin Terör Riski Sigortası” çalışmasında ise terör tehdidinin havacılık ve turizm gibi sektörlerde güvenlik maliyetlerini artırdığı, seyahat talebini olumsuz etkilediği ve ekonomik faaliyetlerin maliyet yapısını değiştirdiği aktarıldı.

Güvenlik gündelik hayatın parçası oldu
Bir kırılma anı olarak 11 Eylül’den sonra “güvenlik kontrolünden geçerek normal bir kamusal alana girmek” davranışı gündelik hayatın parçası haline geldi.
Örneğin havalimanlarında metal dedektörü ve bagaj taraması 1960'lar-1970'lerden beri vardı ancak bugün sıradan kabul edilen çantayı X-ray cihazına koymak, metal dedektöründen geçmek, ayakkabı çıkarmak, sıvıları sınırlamak, bilgisayarları çantadan çıkarmak, kimlik göstermek, vücut taramasına girmek, teknolojik cihazların ek kontrolüne tabi olmak gibi davranışların önemli bölümü 11 Eylül sonrasının “normali” oldu. Fakat bunların hepsi bir de ekonomi doğurdu.
ABD’de Ulaşım Güvenliği İdaresi’nin (TSA) 19 Kasım 2001’de kurulmasıyla 400’den fazla ticari havalimanındaki yolcu güvenliği federal düzeye taşındı. TSA kısa sürede yaklaşık 55 bin kişilik bir güvenlik tarama iş gücü oluşturdu.
AVM'lere ve özel sektöre yayıldı
2004’te Polis Vakfı, Vera Adalet Enstitüsü, Amerikan Endüstriyel Güvenlik Derneği, Midwest Araştırma Enstitüsü, Carleton Üniversitesi ve Doğu Kentucky Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yürütülen “Büyük Alışveriş Merkezlerinin Terörist Saldırıları Önleme ve Bunlara Müdahale Etmeye Hazırlığı” başlıklı araştırma, ABD’de terör saldırılarına karşı hazırlıklarının incelenmesi amacıyla yapıldı.
Araştırmacılar, ülke genelindeki en az 250.000 metrekare büyüklüğündeki 120 kapalı perakende alışveriş merkezini inceledi. Araştırmada AVM'lerin yalnızca yüzde 16'sının güvenlik harcamalarını enflasyonun üzerinde artırdığı tespit edilmişti. Devam eden yıllarda giderek durum değişti.
New York Fed çalışmasına göre yalnızca 2003 mali yılında ABD'de kamu ve özel sektörün doğrudan güvenlik harcamalarının yaklaşık 72 milyar dolara ulaşması bekleniyordu. Bunun 39 milyar doları kamu, 33 milyar doları özel sektör tarafından karşılanacaktı.
Dolayısıyla terör tehdidi, daha önce ekonominin üretken kapasitesine ayrılan kaynakların bir bölümünü güvenlik üretimine yönlendirdi.
Sigorta ve ticaretin maliyeti yükseldi
Bunlara ek, sigorta ve reasürans sektörü devasa tazminat yükleri ile terör riskinin yeniden fiyatlanması nedeniyle baskı altında kaldı.
ABD Hazine Bakanlığı’nın 2002 tarihli bir araştırması, 11 Eylül sonrasında sigorta sektöründeki kayıpların yaklaşık 30-90 milyar dolar aralığında olduğunu tahmin ederken, konsensüs 36-54 milyar dolar civarında oluşmuştu.
OECD'nin 2002’deki “Terörizmin Ekonomik Sonuçları” raporunda, saldırıların ardından bazı sigorta şirketlerinin terör riskini kapsam dışı bırakmaya veya daha yüksek prim talep etmeye başladığı belirtildi. 2005’teki diğer raporunda ise OECD, saldırıların ardından birçok sigortacı ve reasürans şirketinin terör riskine ilişkin teminatlarını önemli ölçüde azalttığını aktardı.
Bu gelişmelerin ardından terör riski, yalnızca devletlerin ekonomik risk yönetimi kapsamında değil özel sigorta şirketlerinin de ele aldığı bir konu haline geldi.
Uluslararası ticaret de artan güvenlik ve sigorta maliyetleri nedeniyle olumsuz etkilendi.
Güvenlik harcamaları arttı, “barış temettüsü” tartışması güçlendi
OECD'nin çalışmasında, 11 Eylül saldırılarının 1990'larda Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle beklenen “barış temettüsünü” kısmen geri çevirdiği belirtildi.
Bu rakamın, 11 Eylül'ün gerçekleşmiş toplam ekonomik maliyeti değil, 2003 mali yılı için yapılmış bir harcama tahmini olduğu vurgulandı.
Güvenlik şirketler için kalıcı bir maliyet kalemine dönüştü
Diğer yanda savunma ve güvenlik harcamalarında uzun vadeli bir yükseliş başlıyor, şirketlerin günlük hayatına güvenlik bütçeleri, iş sürekliliği, sigorta giderleri ve reasürans, çalışan güvenliği, veri güvenliği gibi kalemler eklenmesiyle yepyeni bir ekonomi ve ekosistem doğuyordu.
Şirketler için risk başlığı altına “Terör saldırısı olursa faaliyetimizi nasıl sürdüreceğiz?” sorusunun da eklenmesiyle maliyet yapısında sürekli işletme giderleri kalemi tarafında büyük değişim oluştu.
Bu çerçevede artık güvenlik çalışanları, X-ray sistemleri, patlayıcı tespit sistemleri, güvenlik eğitimleri, hava polisleri, güvenlik yazılımları, istihbarat sistemleri ve biyometrik sistemler her yıl para tüketiyordu.
Model vaka: Milyonlarca dolarlık kokpit kapıları pazarı
Zorla girmeye karşı dayanıklı güçlendirilmiş kokpit kapısı 15 Ocak 2002’de ABD Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından getirilen düzenleme ile büyük yolcu uçakları ile büyük kargo uçaklarında (transport category) zorunlu hale geldi. Yeni standartların mevcut filoya uygulanması için son tarih 9 Nisan 2003 olarak belirlendi.
Mart 2003 itibarıyla FAA, yaklaşık 5.750 ticari uçağın yüzde 98’inden fazlası için güçlendirilmiş kapı tasarımlarını onaylamış, kapıların yüzde 80’i monte edilmişti.
ABD Kongresi de bu maliyeti doğrudan destekledi. 2002’de kokpit kapılarının değiştirilmesi için 100 milyon dolar, sonraki düzenlemelerde ise ilave kaynaklar tahsis edildi.
Delta Air Lines, Ağustos 2002’de yeni federal güvenlik gerekliliklerinin kendisine getireceği maliyeti 2002 için yaklaşık 205 milyon dolar olarak tahmin ediyordu. Bunun içinde kokpit kapılarının güçlendirilmesi, posta ve kargo kısıtlamalarından kaynaklanan gelir kayıpları, federal hava polislerinin taşınması gibi kalemler vardı.
Bir kapı yaklaşık 20-25 kg ağırlaştı, bunun uçakların yakıt tüketimini artıracağı hesaplandı. FAA, ilgili uçakların kullanım süreleri ve yakıt fiyat varsayımları üzerinden, yalnızca bu ek ağırlığın yabancı havayollarına 10 yılda 11,2 milyon dolar, bugünkü değere indirgenmiş olarak 8,3 milyon dolar ek yakıt maliyeti yaratacağını tahmin etti.
FAA'nın kargo uçakları için yaptığı ayrı analizde örneğin güçlendirilmiş kapıların 2004-2013 arasında 9,5 milyon dolarlık ek yakıt maliyeti, 4,4 milyon dolarlık ek bakım maliyeti yaratacağı hesaplanmıştı. Toplam düzenleme maliyeti ise 80,45 milyon dolar, bugünkü değerle 76,23 milyon dolar olarak hesaplandı.
FAA düzenlemesi yeni tasarlanacak/üretilecek transport category uçakları da kapsıyordu tabii ki. Sonuçta 11 Eylül, öngörülmesi güç etkileriyle küresel güvenlik anlayışını değiştiren bir ‘siyah kuğu’ olarak kokpit kapılarından kurumsal güvenliğe kadar birçok standardı kalıcı hale getirdi.
Küresel güvenlik pazarı yüz milyarlarca dolara ulaştı
2025 itibarıyla küresel fiziksel güvenlik pazarı için Fortune Business Insights 120,83 milyar dolar, 2026’yı 129,08 milyar dolar tahmin ediyor. Bu pazar, fiziksel erişim kontrolü, video gözetim, fiziksel kimlik yönetimi, güvenlik sistemleri, yangın ve yaşam güvenliği gibi alanları içeriyor.
Fortune Business Insights, güvenlik görevlileri, elektronik güvenlik, nakit güvenliği, ticari tesis güvenliği, altyapı güvenliği, havalimanı/liman güvenliği gibi alt başlıkları olan küresel özel güvenlik pazarını ise 2025’te 261,7 milyar dolar, 2026’da 277,85 milyar dolar olarak hesaplıyor.
Fortune Business Insights’a göre küresel havalimanı güvenliği pazarı 2025’te 17,31 milyar dolar, 2026’da 19,02 milyar dolar büyüklüğünde tahmin ediliyor.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) 2025 Özet Bütçe Raporu’nda TSA için 11,805 milyar dolar bütçe talebi ve 58.691 işgücü kapasitesi öngörülüyordu.
Güvenliğin dijital ayağı: Siber güvenlik
Siber güvenlik ise 11 Eylül sonrasının ikinci dalgası oldu, bugün güvenlik ekonomisinin en büyük parçalarından biri haline geldi.
Gartner'ın bilgi güvenliği harcamalarına ilişkin tahminine göre küresel bilgi güvenliği harcamalarının 2024'te 193,4 milyar dolar, 2025'te 213,0 milyar dolar ve 2026'da 239,8 milyar dolara ulaşması bekleniyor. (Ancak hesaplama muhtemelen ABD’nin Venezuela operasyonu, Meksika Kartel Operasyonu, İran Savaşı gibi güncel olayları dahil etmedi.)
Risk yönetiminde de kalıcı bir ticari pazar oluştu. MarketsandMarkets’e göre, İşletmelerin Risk Yönetimi Pazarı için 2025 tahmini yaklaşık 6 milyar dolar ve 2030 tahmini ise 11,97 milyar dolar (Birleşik Yıllık Büyüme Oranı - CAGR yaklaşık yüzde 14,8 seviyesinde) olarak veriliyor.

“Bu teknolojilerin liberal toplumlarda kullanım alanı tartışma konusu”
Konu ile ilgili cnbce.com’a konuşan Ekonomist ve Kamu ile İlişkiler Danışmanı Ussal Şahbaz, 11 Eylül’ün, güvenlik harcamalarını artırmanın ötesinde, güvenliğin ekonomik modelini de köklü biçimde değiştirdiğini söyledi.
Şahbaz, havalimanları, sınırlar ve şehirler kamera, X-ray, biyometri ve gelişmiş tarama sistemleriyle donatıldığına işaret ederek ilk dönemin anahtar kelimesinin “kontrol” olduğunu vurguladı. Şahbaz, “İkinci aşamada güvenliğin ağırlık merkezi donanımdan veriye kaydı; siber güvenlik, video analitiği, dijital kimlik ve istihbarat yazılımları sürekli gelir üreten yeni bir pazar oluşturdu” dedi.
Şahbaz, bugün maliyeti düşük drone’ların, siber saldırılar ve yapay zeka destekli tehditler karşısında hız, otomasyon ve ‘mikro savunma’ çözümlerinin öne çıktığını belirtirken bu sistemlerin liberal demokratik toplumlarda nasıl kullanılması gerektiği önemli bir tartışma konusu olduğunun altını çizdi. Şahbaz, “Hem birçok zaman gereğinden fazla veri toplanmasına ve vatandaşların zahmete girmesine yol açıyorlar; hem de kamu maliyesine yük getiriyorlar” ifadelerini kullandı.
Şahbaz, “Öte yandan, mikro güvenliğin 25 yıllık yükselişi önümüzdeki dönem için de bir ticari fırsattır. Bu alanda başarılı olabilen şirketler ve ülkeler küresel ölçekte yükselen güvenlik endişelerinin oluşturduğu talebe ticari olarak cevap vererek yüksek kazançlar elde edecektir” değerlendirmesini yaptı.
Saldırıların ekonomik mirası, sonraki güvenlik politikaları ve savaşlarla genişledi
OECD, saldırıların ardından güvenlik harcamalarının artması ve kaynakların askeri alana yönelmesini, uzun vadeli ekonomik etkilerin başlıca kanallarından biri olarak değerlendirdi.
Sonuç olarak 11 Eylül sonrasında terör, kritik altyapı, erişim kontrolü ve kurumsal güvenlik risklerinin değerinin yükselmesi topyekün ekonomik pazarın büyüme dinamiklerinden biri oldu.
Bugün, savaş teknolojilerinin ötesinde savunma, güvenlik ve antiterör teknolojileri devasa bir büyüklüğe karşılık gelirken, elde edilen tüm imkanlar “güvenlik” kelimesinin bol bol geçtiği, fakat daha az güvende olduğumuz bir dünyada olduğumuz gerçeğini değiştirmedi.




