Bessent İngiltere Merkez Bankası'nı Fed'e örnek gösteriyor

PAYLAŞ
  • ABD Hazine Bakanı Bessent, Fed'in ABD hükümeti ile arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayabilmek için daha iyi bir örnek olarak BoE üzerinde çalışıyor.
  • Bessent, finans tarihinin en büyük operasyonlarından biri olan "1992 Kara Çarşamba" olayında, İngiltere Merkez Bankası'nı (BoE) çaresiz bırakan ekibin başındaki isim olarak dikkat çekiyor.
Bessent İngiltere Merkez Bankası'nı Fed'e örnek gösteriyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, ABD Hazine’sinin Fed üzerindeki gözetimini güçlendirebilecek bir yaklaşım olarak İngiltere Merkez Bankası’nın (BoE) yapısal modelinden bazı unsurların benimsenmesini gündeme getiriyor.

Financial Times’ın aktardığına göre, konuya yakın finans sektörü yöneticileri, Bessent'in, özellikle 1997’de Tony Blair hükümeti döneminde gerçekleştirilen ve BoE’ye para politikasını belirleme konusunda operasyonel bağımsızlık tanıyan reformlara ilgi duyduğunu belirtti.

Her iki merkez bankası da hükümetlerden resmen bağımsız olsa da Fed, Kongre tarafından belirlenen fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedeflerine ulaşmak için uygulayacağı politika araçları konusunda daha geniş bir hareket alanına sahip olması yönüyle BoE'den ayrışıyor.

Bessent BoE'yi iflas ettirmişti

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in İngiltere ile olan bağı, 1992 yılındaki "Kara Çarşamba" (Black Wednesday) olayına dayanıyor. Milyarder yatırımcı George Soros’un o dönemde Quantum Fonu’nun üst düzey yöneticisi olan Scott Bessent, İngiliz Sterlini’ne karşı başlatılan spekülatif pozisyonun mimarlarındandı.

Sterlinin Avrupa Kur Mekanizması (ERM) içinde tutunamayacağını öngören Bessent ve ekibi, yönetttikleri devasa hedge fonun sermaye gücü ve stratejik "açığa satış" hamleleriyl baskı kurarak, BoE'yi sterlini devalüe etmeye ve mekanizmadan çıkmaya zorladı.

İngiltere Hazinesi, sterlini savunmak için rezervlerini seferber etti. Resmi raporlara göre bu operasyonun net maliyeti 3,3 milyar sterline kadar ulaştı. Buna karşın fonun ise aldığı pozisyonun tutarı yaklaşık 10 milyar dolar olarak tahmin ediliyor.

Kuru tutabilmek için sadece birkaç saat içinde rezervlerinin yaklaşık yüzde 40'ını akıtan BoE, spekülatörlerin hamlelerini bertaraf edebilmek için faiz oranlarını aynı gün önce yüzde 10'dan yüzde 12'ye, daha sonra yüzde 15'e çıkardı.

16 Eylül akşamı, İngiltere ERM'den çıktığını açıkladığında, sterlin Avrupa'nın öncü para birimi Alman Markı karşısında yüzde 2,7 düştü. Birkaç hafta içinde sterlin 2,00 dolar seviyelerinden 1,50 dolar seviyelerinin altına kadar geriledi. Mark karşısında yaklaşık yüzde 15, dolar karşısında yaklaşık yüzde 25 civarında değer kaybı gerçekleşti.

Hazine'nin çöktüğü, BoE'nin havlu attıığı şeklinde algılanan bu olay, Bessent’in makroekonomik strateji yeteneğini kanıtlarken, İngiltere'nin en büyük krizlerden biri olarak tarihe geçti.

Olay, İngiltere ekonomisi için uzun vadede bir kurtuluşa dönüştü. Sterlinin devalüasyonu ihracatı patlattı, faiz hızla yüzde 7 seviyelerine kadar çekildi. İngiltere 1990'lı yıllarda yüksek büyüme dönemine girdi. Bu cepheden bakıldığında da Bessent İngiltere ekonomisi ve BoE'nin kilit hatalarını bilen isim olarak öne çıktı.

Bessent'e göre Fed'in deneyi "riskli"

Bessent, Financial Times’a yaptığı açıklamada Fed’in küresel finans sistemi açısından kritik rolüne vurgu yaparak, “ABD Merkez Bankası’nın maksimum istihdam, fiyat istikrarı ve makul uzun vadeli faiz oranlarını sağlama görevi küresel finans sistemi için büyük önem taşıyor” dedi.

Öte yandan ABD Hazine Bakanı, Fed’in reforme edilmesi gerektiğini savunurken para politikası bağımsızlığının korunması gerektiğini de dile getirdi. Bessent, daha önce kaleme aldığı bir makalede Fed’in geniş ölçekli tahvil alım programlarını (niceliksel genişleme – QE) “para politikası alanında riskli bir deney” olarak nitelendirmişti.

Bessent ayrıca İngiltere Merkez Bankası’nın 2022’de yaşanan tahvil piyasası krizine verdiği daha sınırlı müdahaleyi övgüyle değerlendirirken, Fed’in pandemi sonrası dönemde uzun süre devam eden QE politikalarının ABD’de yüksek enflasyonun oluşmasında rol oynadığını savunmuştu.

Piyasa aktörleri, Bessent’in İngiltere modelinde yer alan bazı uygulamalara sıcak baktığını düşünüyor. Bu sistemde BoE Başkanı ile İngiltere Maliye Bakanı düzenli yazışmalar gerçekleştirirken enflasyon hedefinin tutturulamaması halinde merkez bankası da hükümete gerekçeli bir açıklama sunuyor.

Fed'in muhtemel başkanı da aynı çizgide

Trump’ın Fed başkanlığı için aday gösterdiği eski Fed Guvernörü Kevin Warsh da kriz dönemlerinde BoE benzeri yazışma mekanizmasının uygulanabileceğini dile getirmişti. Warsh, 2014 yılında BoE’nin para politikası operasyonlarını inceleyen bir değerlendirme sürecine de başkanlık etmişti.

Fed ile ABD Hazine Bakanlığı arasındaki mevcut ilişki büyük ölçüde 1951 tarihli Hazine–Fed Anlaşması’na dayanıyor. Bu anlaşma, Fed’in faiz kararlarını siyasi müdahalelerden bağımsız şekilde almasının temelini oluşturan düzenleme olarak görülüyor. Bugün iki kurum arasındaki temaslar ise çoğunlukla gayriresmî düzeyde yürütülüyor ve Hazine Bakanı ile Fed Başkanı genellikle haftalık toplantılarda bir araya geliyor.

İngiltere’de ise hükümet, BoE’nin enflasyon hedefini belirleme yetkisine sahip. ABD’de ise fiyat istikrarı hedefi Kongre tarafından Fed’e verilmiş olsa da yüzde 2’lik enflasyon hedefi, eski Fed Başkanı Ben Bernanke döneminde merkez bankası tarafından belirlenmişti.

ABD Merkez Bankası Fed