"5 büyük ekonomik neden": Dünyada doğum oranlarını düşüren asıl sebepler belirlendi
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu'nun (UNFPA) 14 ülkede 14 bin 256 kişiyle gerçekleştirdiği araştırma, insanların çocuk sahibi olamamasının temel nedeninin ekonomik zorluklar olduğunu ortaya koydu. İşte ankete göre doğurganlık kararlarını doğrudan etkileyen 5 neden ve dikkat çeken Türkiye detayı...
Artık İnsanlar Çocuk Sahibi Olmakta Özgür Değil!
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) 2025 Dünya Nüfusunun Durumu Raporu, dünya genelinde doğurganlık oranlarındaki değişimin temel nedeninin bireylerin istedikleri sayıda çocuk sahibi olmaması değil, çocuk sahibi olup olmamaya, ne zaman ve kaç çocuk sahibi olacaklarına ilişkin kararları özgürce verememeleri olduğunu ortaya koydu. UNFPA’nın araştırma şirketi YouGov iş birliğiyle yürüttüğü ve dünya nüfusunun yüzde 37’sinden fazlasını temsil eden 14 ülkede 14 bin 256 yetişkinin katıldığı anket, ekonomik koşulların, sağlık hizmetlerine erişimin, toplumsal cinsiyet rollerinin ve gelecek kaygılarının bireylerin aile kurma kararlarını doğrudan etkilediğini gösterdi.
Araştırma Güney Kore, Tayland, İtalya, Macaristan, Almanya, İsveç, Brezilya, Meksika, ABD, Hindistan, Endonezya, Fas, Güney Afrika ve Nijerya’da gerçekleştirildi. Ankete göre bireylerin arzu ettikleri aile büyüklüğüne ulaşmalarının önündeki en büyük engel ekonomik faktörler oldu.
Finansal Zorluklar İlk Sırada Yer Aldı
Çocuk sahibi olan veya çocuk sahibi olmayı planlayan yaklaşık 10 bin katılımcının yanıtlarına göre, yüzde 39’u finansal sınırlamaların ideal aile büyüklüğüne ulaşmalarını engellediğini veya gelecekte engelleyeceğini belirtti. Finansal nedenler açık ara ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 21 ile işsizlik ve iş güvencesizliği, yüzde 19 ile konut maliyetleri veya yetersiz yaşam alanı izledi.
Ülke bazında finansal engellerin en yüksek görüldüğü ülke yüzde 58 ile Güney Kore oldu. Güney Kore’yi yüzde 53 ile Güney Afrika, yüzde 51 ile Tayland ve yüzde 47 ile Fas takip etti. Brezilya’da finansal engellerin oranı yüzde 39 olarak ölçülürken, ABD ve Hindistan’da bu oran yüzde 38 seviyesinde gerçekleşti.
Konut maliyetleri ve yaşam alanı yetersizliği konusunda en yüksek oran Güney Kore’de görüldü. Güney Kore’de katılımcıların yüzde 31’i konut sorunlarını çocuk sahibi olmanın önünde engel olarak gösterdi. Meksika’da bu oran yüzde 23 olurken, Hindistan ve Endonezya’da yüzde 22 olarak kaydedildi.
Aslında Çocuk Sahibi Olmak İstiyorlar
Araştırma ekonomik koşulların yalnızca çocuk sahibi olmayı sınırlamadığını, bazı durumlarda daha fazla çocuk sahibi olma eğilimini de etkileyebildiğini ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 21’i ekonomik koşulların iyileşmesi halinde ideal gördüklerinden daha fazla çocuk sahibi olabileceklerini ifade etti.
Raporda ekonomik faktörlerin yanı sıra aile yaşamına ilişkin toplumsal koşulların da doğurganlık kararları üzerinde belirleyici olduğu belirtildi. Katılımcıların yüzde 14’ü uygun bir partner bulamamanın istedikleri sayıda çocuk sahibi olmalarının önünde engel oluşturduğunu söyledi.
Zamansızlık da Önemli Etkenlerden Biri
Ev işleri ve çocuk bakımında eşlerin yeterince sorumluluk üstlenmemesi de dikkat çeken başlıklar arasında yer aldı. Katılımcıların yüzde 10’undan fazlası, partnerlerinin ev işleri veya çocuk bakımına yeterli katkı sağlamamasını çocuk sahibi olma planlarını etkileyen bir unsur olarak değerlendirdi. Bu oran 40 yaş altındaki bireylerde yüzde 12’ye yükselirken, 40 yaş üzerindekilerde yüzde 9 olarak ölçüldü. Kadınların yüzde 13’ü bu durumu engel olarak görürken erkeklerde oran yüzde 8’de kaldı.
Araştırma, çocuk sahibi olma nedenleri açısından da önemli farklılıklara işaret etti. Ankete katılan ülkelerin ortalamasında erkeklerin yüzde 56’sı, kadınların ise yüzde 45’i soyadını ve aile varlıklarını devam ettirme düşüncesini çocuk sahibi olmak için önemli bir gerekçe olarak değerlendirdi. Bununla birlikte tüm ülkelerde çocuk sahibi olmanın en güçlü motivasyonu “yaşam boyu neşe ve tatmin” olarak öne çıktı.
İklim Krizi ve Diğer Kaygılar Aile Planlarını Değiştiriyor
Katılımcıların yüzde 19’u ise iklim değişikliği, savaşlar, çevresel bozulma ve geleceğe ilişkin belirsizlikler nedeniyle çocuk sahibi olma hedeflerini gerçekleştiremediklerini bildirdi.
Rapor, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunların da üreme özerkliğini etkilediğini ortaya koydu. Ankete katılanların yüzde 18’i yaşamlarının bir döneminde üreme sağlığı veya doğum kontrolüyle ilgili sağlık hizmetlerine erişemediğini belirtti.
Bu alandaki ülke farklılıkları dikkat çekti. Almanya’da üreme sağlığı hizmetlerine erişemediğini belirtenlerin oranı yüzde 10 olarak ölçülürken, Fas’ta bu oran yüzde 33’e yükseldi. Böylece Fas, araştırmaya katılan ülkeler arasında bu alanda en yüksek orana sahip ülke oldu.
Her 5 Kişiden 1'i Kısırlıkla Karşı Karşıya
Kısırlık veya hamile kalma güçlüğü yaşayanların oranı araştırmaya katılan ülkelerin genelinde yüzde 21 olarak hesaplandı. Başka bir ifadeyle her beş kişiden biri kısırlıkla karşı karşıya kaldığını bildirdi. Kısırlık deneyimi yaşayanların yüzde 40’ı ise sonunda çocuk sahibi olamadığını ifade etti.
Ülkeler bazında incelendiğinde, kısırlık veya hamile kalma güçlüğünün çocuk sahibi olma planlarını engellediğini belirtenlerin oranı Tayland’da yüzde 19 ile en yüksek seviyeye ulaştı.
Raporda yer verilen küresel verilere göre kadınlar ve kız çocuklarının yüzde 44’ü cinsel ilişki, doğum kontrol yöntemleri kullanımı ve üreme sağlığı konularında kendi kararlarını alma gücüne sahip olmadığını bildirdi. Bu bulgu, dünya genelinde bedensel özerklik alanında önemli sınırlamaların sürdüğünü gösterdi.
Türkiye'de Doğum Oranlarının Düşmesinin Nedeni Ne?
UNFPA raporu, son kırk yılda nüfus politikalarında yaşanan değişimlere de dikkat çekti. Türkiye, Çin, Japonya, Güney Kore ve Tayland ile birlikte 1986 yılında doğurganlık oranlarını çok yüksek bularak düşürmeyi hedefleyen ülkeler arasında yer aldı. Ancak 2015 yılına gelindiğinde Türkiye dahil bu ülkelerin önemli bölümü doğurganlığı artırmaya yönelik politikaları benimsemeye başladı.
Raporda Türkiye’de toplam doğurganlık hızında görülen gerilemenin temel nedenlerinden birinin ergenlik dönemindeki ve genç kadınlardaki doğum oranlarının düşmesi olduğu belirtildi. Özellikle 15-24 yaş grubunda doğumların azalması ve çocuk sahibi olmanın daha ileri yaşlara ertelenmesi, doğurganlık hızındaki düşüşün temel unsurları arasında gösterildi.
2050'ye Kadar Sınır Seviyeye Gelecek
Küresel ölçekte doğurganlık oranlarının uzun dönemli seyri de raporda yer aldı. Buna göre 1950 yılında kadın başına ortalama 5 çocuk olan küresel doğurganlık oranı, 2025 yılında 2,25 seviyesine geriledi. Raporda bu oranın 2050 yılına kadar nüfusun kendini yenileme eşiği olarak kabul edilen 2,1 seviyesine yaklaşmasının beklendiği kaydedildi.
Ancak rapor, 2,1’lik ikame düzeyinin sıfır göç ve düşük bebek ölümü gibi belirli varsayımlara dayandığını vurguladı. ABD, Fransa ve İsveç gibi ülkelerin doğurganlık oranları 2,1 seviyesinin altında bulunmasına rağmen göç sayesinde nüfus artışını sürdürdüğü belirtildi.
Ücretli Ebeveyn İzni ve Zorunlu Babalık İzni Refahı Artırıyor
UNFPA, raporun sonuç bölümünde nüfus politikalarının başarısının yalnızca toplam doğurganlık hızıyla ölçülmemesi gerektiğini bildirdi. Kurum, politika yapıcıların bireylerin refahı ve üreme haklarını merkeze alan bir yaklaşım benimsemelerini önerdi.
Raporda İsveç’te uygulanan 480 günlük ücretli ebeveyn izni ve Singapur’daki zorunlu babalık izni uygulamaları örnek gösterilirken, kaliteli çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ekonomik güvencesizliğin azaltılması ve bireylerin kendi tercih ettikleri zamanda ve koşullarda aile kurabilmelerine imkan tanıyan politikaların geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.