Kritik minerallerde güç mücadelesi: Avrupa, Çin ve ABD arasındaki yarışta nerede?
- Savunma sanayisi, elektrikli otomobiller ve yenilenebilir enerji için kritik öneme sahip nadir toprak elementlerinde AB, Çin'e bağımlılığı azaltmaya çalışıyor. Ancak finansman yetersizliği ve uzun izin süreçleri, Avrupa'nın ABD'nin gerisinde kalmasına neden oluyor.
Küresel nadir toprak elementleri rekabeti giderek kızışıyor. Savunma sanayisinden elektrikli araçlara, yenilenebilir enerjiden ileri teknolojilere kadar birçok alanda kullanılan bu elementlerin tedarikinde Avrupa Birliği (AB), Çin'e bağımlılığı azaltacak alternatif üretim ve tedarik zincirleri oluşturma konusunda ABD'nin gerisinde kalıyor.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin EkleFinancial Times'ın daha önce yayımladığı değerlendirmede, AB'nin nadir toprak elementlerini güvence altına alma yarışında ABD'nin giderek gerisine düştüğüne dikkat çekildi. Washington ve Pekin'in savunma sanayisi ile yeşil teknolojiler için gerekli bileşenleri güvence altına alma konusunda Brüksel'den daha hızlı hareket ettiği belirtildi.
ABD'nin 2022'den bu yana stratejik metallere yönelik projelere yaklaşık 40 milyar dolar ayırdığı, Amerikan yönetiminin yerli madencilik şirketlerinde paylar edindiği ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Kenya gibi ülkelerdeki madencilik projelerini desteklediği aktarıldı.
AB ise 75 projeyi stratejik proje olarak belirledi. Birlik ve üye ülkelerinin bu yıl nadir toprak elementleri projelerine 6 milyar avronun üzerinde kaynak ayırdığı bildirildi. Ancak sektör temsilcileri, Avrupa'da izin süreçlerinin yavaş ilerlediğini ve finansal desteğin yetersiz kaldığını ifade ediyor.
Avrupa'nın sorunu yalnızca ham maddeye erişimle sınırlı değil. Asıl mesele, bu kaynakların çıkarılması, işlenmesi ve daha yüksek katma değerli sanayi ürünlerine dönüştürülmesi için gerekli kapasitenin oluşturulması.
Çin, nadir toprak elementlerinin işlenmesinde öne çıkıyor
Uluslararası Enerji Ajansının (IEA) verilerine göre Çin, 2024 yılında mıknatıs üretiminde kullanılan nadir toprak elementlerinin küresel madencilik üretiminin yaklaşık yüzde 60'ını gerçekleştirdi. Çin'in bu elementlerin ayrıştırılması ve işlenmesindeki payı ise yaklaşık yüzde 91'e ulaştı.
Bu elementlerden üretilen mıknatıslar, özellikle elektrikli otomobillerin ve rüzgar türbinlerinin üretiminde kritik rol oynuyor. Dolayısıyla tedarikte yaşanabilecek bir kesinti, yalnızca madencilik sektörünü değil, çok sayıda sanayi kolunu etkileyebiliyor.
IEA, nadir toprak elementlerinin tedarik zincirlerinin coğrafi açıdan en az çeşitlendirilmiş kritik mineral tedarik zincirleri arasında bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu yoğunlaşma, olası jeopolitik gerilimler ve ticari kısıtlamalar karşısında tedarik risklerini artırıyor.
AB'nin 2030 hedefleri
AB, Çin'e bağımlılığı azaltmak amacıyla 2024 yılında yürürlüğe giren Kritik Hammaddeler Yasası üzerinden kendi üretim, işleme ve geri dönüşüm kapasitesini artırmayı hedefliyor.
Avrupa Komisyonunun planına göre Birlik, 2030 yılına kadar stratejik ham madde ihtiyacının:
- Yüzde 10'unu kendi sınırları içindeki madencilik faaliyetleriyle karşılamayı,
- Yüzde 40'ını AB içinde işlemeyi,
- Yüzde 25'ini geri dönüşüm yoluyla sağlamayı amaçlıyor.
Ayrıca herhangi bir stratejik ham maddenin yıllık ihtiyacının yüzde 65'inden fazlasının AB dışındaki tek bir ülkeden karşılanmaması hedefleniyor.
Avrupa Komisyonu, bu hammaddeleri yeşil ve dijital dönüşümün yanı sıra savunma ve uzay sanayisi için de gerekli görüyor. Ancak belirlenen hedeflerle bunların uygulanması arasındaki fark, projelerin gerçek maden sahalarına, işleme tesislerine ve üretim zincirlerine dönüştürülmesi aşamasında ortaya çıkıyor.
Finansman, Avrupa'nın zayıf halkası
Avrupa Sayıştayı, Şubat 2026'da yayımladığı raporda AB'nin hedeflerine ulaşmasının önündeki çeşitli zorluklara dikkat çekti. Bu zorluklar arasında Birlik içindeki madencilik ve işleme kapasitesinin güçlendirilmesi de bulunuyor.
Avrupalı yetkililer ve sektör temsilcileri, bir projenin “stratejik” ilan edilmesinin, projenin hayata geçirilmesi için gereken finansmanın otomatik olarak sağlanacağı anlamına gelmediğini vurguluyor.
ABD'nin yaklaşımı ise kamu yatırımlarına, şirketlerde hisse edinilmesine ve doğrudan finansmana daha fazla dayanıyor. Washington, bu araçlarla kritik mineral tedarik zincirlerine yatırım yapmanın risklerini azaltmaya ve alternatif kaynaklar geliştirmeye çalışıyor.
Bürokratik süreçler projeleri yavaşlatıyor
Finansman eksikliğinin yanı sıra Avrupa'daki uzun izin süreçleri de projelerin hayata geçirilmesini geciktiriyor.
Kritik Hammaddeler Yasası, AB içindeki madencilik ve işleme faaliyetlerini artırmaya yönelik hedefler ortaya koysa da bu hedeflere ulaşılması, projelerin ve üretim kapasitesinin daha hızlı geliştirilmesine bağlı.
Sektör temsilcileri, stratejik olarak belirlenen bazı projelerin planlama aşamasından ticari üretime geçmek için gereken finansal desteği alamadığını belirtiyor.
Bu nedenle Avrupa'nın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca bir strateji eksikliği değil. Projelerin duyurulması, finansmanın sağlanması, izinlerin alınması ve ticari üretimin başlaması arasındaki sürecin yavaş ilerlemesi de önemli bir engel oluşturuyor.
ABD'ye bağımlılık riski de gündemde
ABD, Çin'e bağımlılığı azaltmak için doğrudan finansman ve yatırım araçlarını kullanırken yurt dışındaki ortaklıklarını da genişletiyor. Ancak Çin, nadir toprak elementlerinin madenciliği, işlenmesi ve mıknatıs üretiminde hâlâ önemli bir paya sahip.
Avrupa'nın Çin'e bağımlılığını azaltma çabaları, bu kez ABD'ye yönelik yeni bir bağımlılık ihtimalini de gündeme getiriyor.
Financial Times'ın aktardığına göre Avrupalı yetkililer, ABD'li şirketlerin kritik mineraller alanında faaliyet gösteren Avrupa şirketlerine yönelik artan yatırımlarından endişe duyuyor. ABD'li şirketlerin bu işletmelerde pay edinmesi, Washington'ın Avrupa'nın tedarik zincirinin bazı bölümleri üzerindeki etkisini artırabilir.
Bu nedenle Brüksel'in Kanada ve Japonya gibi ortaklarla işbirliğini geliştirmeyi değerlendirdiği, ABD ile işbirliği seçeneğini de dışlamadığı belirtiliyor.


