K-tipi bir ekonomimiz var. Peki bu ne anlama geliyor?

K-tipi bir ekonomimiz var. Peki bu ne anlama geliyor?

Bir iş adamımızdan duymuştum. "Bu ülkede kişi başına gelirin 60 bin dolar civarında olduğu Belçika'daki refah düzeyini yaşayan birkaç milyon kişi vardır. Ama aynı zamanda kişi başına gelirin 1600 dolar civarında olduğu Pakistan'daki sıkıntıları yaşayan milyonlarca kişi de var. Tek bir ekonomiden bahsetmek doğru olmaz," demişti. K-şeklinde ekonomi (K-shaped economy) kavramını duydunuz mu? Ekonomik kriz veya dalgalanma dönemlerinde toplumun farklı kesimlerinin farklı yönde etkilenmelerini ifade eden bir kavram. Bizim özellikle son yıllardaki durumumuzu açıklıyor.

Bu modelde, yüksek gelirli ve varlık sahibi olanlar gelirlerini ve refahlarını krizlerde artırarak yukarı doğru ilerlerken, düşük gelirliler artan maliyetler ve sınırlı gelir artışı nedeniyle daha da zor duruma düşüp ve aşağı yönlü hareket ederler.

İşte “K” harfi bu ayrışmayı simgeliyor. Yanı K'nın üst kolu kazananları, alt kolu ise kaybedenleri temsil ediyor.

K-shaped ekonomi kavramı, 2020 yılında COVID pandemisi sırasında ortaya atıldı. Pandemide teknoloji ve finans gibi bazı sektörler hızla büyürken; hizmet, turizm ve düşük gelirli çalışanların ciddi kayıplar yaşadığı durumda bu ayrışmayı anlatmak için kullanıldı. Meramını iyi anlatan bir kavram olduğu için ekonomistler tarafında kabul gördü ve yaygınlaştı.

Bu kavram aslında Türkiye ekonomisinin 2021 sonrası durumunu anlatmak için de kullanılabilir. Son yıllardaki enflasyon, kur dalgalanmaları ve enerji fiyatları üzerinden bizde de K-şekilli bir ekonomi tablosu ortaya çıkıyor. Enflasyon sabit gelirler üzerinde dolaylı bir vergi etkisi yaratırken, yüksek gelirliler artan faiz gelirlerinin ve kur korumalı mevduat gibi uygulamalarında de etkisiyle servetlerini arttırabildiler.

K’nın yukarı kolunda, yani kazananlar listesinde yüksek gelir grubuna ait bireyler ve bazı şirketler yer aldı. Bunlar döviz, altın, gayrimenkul gibi varlıklara sahip oldukları için enflasyondan korunabildiler. Sadece düşük faizli kredilerden değil aynı zamanda o dönemde oluşan kur artışından ihracat yoluyla fayda sağlayan firmalar da gelirlerini artırabildiler. Enerji ve diğer girdi maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtabilme gücü olanlar da bu grupta yer aldı. Ekonomik koşullar zorlayıcı olsa da bunların varlık değerindeki artış ve gelir esneklikleri nedeniyle finansal olarak zorlanmadılar.

K’nın aşağı kolu, yani kaybedenler listesinde ise her zaman olduğu gibi düşük ve sabit gelirliler vardı. Gelirlerinin büyük kısmını gıda, kira ve ulaşım gibi zorunlu harcamalara ayıran bu kesimler enflasyonu daha yüksek şiddette yaşadılar. Enerji ve akaryakıt fiyatlarındaki artış doğrudan yaşam maliyetlerini yükseltti. Ücret artışları ise genellikle enflasyonun gerisinde kaldı.

Türkiye gibi yüksek enflasyon ortamında olan, ithal girdi bağımlısı olan ve gelir dağılımı bzouk olan ekonomilerde K-şekli maalesef belirginleşiyor. Ekonomik büyüme veya belirli sektörlerdeki kazançlar devam ederken, toplumun önemli bir kesimi aynı anda fakirleşebiliyor. Yani ekonomi tek bir yönde hareket etmiyor; aynı anda hem yukarı hem aşağı gidiyor.