Avrupalı devler yok mu oluyor? Analistler otomotiv sektöründeki krizi ele aldı
Avrupa'nın otomobil üreticileri, tarihlerinin en çetin krizlerinden biriyle karşı karşıya kalırken, fabrika kapanışları, kitlesel işten çıkarmalar ve eriyen kâr marjları endüstrinin yeni gerçeği haline geliyor. Peki Avrupa otomotiv endüstrisi krizinin nedenleri ne? Detayları RT News inceledi.
Dev firmalar nasıl bu hale geldi?
Çinli elektrikli araç üreticilerinin küresel ayak izlerini hızla genişletmesiyle birlikte, Avrupa’nın dev markaları pazar paylarını ve rekabet güçlerini korumakta zorlanıyor. Bu krizin en son ve çarpıcı kurbanı ise Alman lüks otomobil üreticisi Porsche oldu. Şirket yaklaşık 4 bin ek istihdam kesintisine gitmeye hazırlanıyor.
Porsche, mart ayında yaptığı açıklamada, uzun vadeli elektrikli araç stratejisinden maliyetli bir geri dönüş yaptıktan sonra işletme kârında yüzde 93 gibi sarsıcı bir düşüş bildirmişti.
Ancak Rusya hükümeti tarafından finanse edilen RT (eski adıyla Russia Today) tarafından sunulan analize göre, bu gerilemeler hikayenin yalnızca bir kısmını oluşturuyor, arka planda yükselen enerji maliyetleri, artan düzenleyici baskılar, değişen tedarik zincirleri ve bölgenin en önemli sanayi kollarından birini yeniden şekillendiren yoğun uluslararası rekabet yatıyor.
Kriz pandemiye kadar dayanıyor
RT, krizin derinliğini anlamak için pandemi sonrası döneme bakıldığında, Avrupalı üreticilerin küresel yarı iletken kıtlığından bu yana zayıflayan tüketici talebi ve yüksek enerji fiyatlarının körüklediği kalıcı üretim maliyetleri altında ezildiğinin görüldüğünü bildiriyor.
Ajansa göre, satış rakamlarındaki düşüş bu durumu kanıtlar nitelikte. 2025 yılı verilerine göre, Avrupa Birliği genelinde yeni otomobil tescilleri 2019 seviyelerinin yaklaşık yüzde 30 altında kalırken, Birleşik Krallık pazarı da pandemi öncesi performansına dönmeyi başaramadı. Aynı zamanda, pahalı enerji kullanımı Avrupalı üreticileri Asya ve Kuzey Amerika'daki rakiplerine karşı dezavantajlı bir konuma sürükledi.
Bu baskı, tüm endüstri genelinde derin bir yeniden yapılanma dalgasını tetikledi. Volkswagen, Mercedes-Benz ve BMW işten çıkarma ve maliyet düşürme önlemlerini duyururken, Stellantis özellikle İtalya'daki tesislerinde üretimi azalttı. Fransa'da Renault yapılandırma süreçlerine devam ediyor,
Birleşik Krallık'ta ise üreticiler yükselen maliyetleri dizginleyemedikleri için fabrika kapatma kararları alıyor.
Otomotive bağımlı ülkeler daha çok etkilendi
Otomotiv endüstrisinin istihdam ve ekonomik büyüme için ana kaynak olduğu ülkeler bu krizden en ağır darbeyi alan bölgeler olarak öne çıkıyor. 2019 verilerine göre sektör, yaklaşık 13,8 milyon işi destekleyerek toplam AB istihdamının yüzde 6,1'ini sağlıyor ve bloğun GSYİH'sinin yüzde 7'sinden fazlasını oluşturuyordu.
Ancak 2019'dan bu yana sadece Almanya'da sektördeki istihdam kaybı 125 bin kişiye ulaştı. Fransa'da otomotiv istihdamı 2010'dan bu yana yaklaşık üçte bir oranında azalarak 425 binden 290 binin altına geriledi.
İtalya'da 2008'den beri imalat sektöründe 103 binden fazla iş kaybı yaşanırken, 12 bin 650 otomotiv pozisyonunun daha risk altında olduğu belirtiliyor.
İspanya hâlâ araç ihracatına büyük ölçüde bağımlıyken, Çekya, Slovakya ve Macaristan gibi ülkeler endüstriyel çıktılarının büyük bir kısmı yabancı sermayeli otomobil üreticilerine dayandığı için daha da kırılgan bir pozisyonda bulunuyor. Bu bölgelerde küçük çaplı üretim kesintileri bile bölgesel ekonomiler ve istihdam üzerinde orantısız bir etki yaratabiliyor.
AB dışındaki Birleşik Krallık'ta ise sektör yaklaşık 200 bin imalat işini ve yan sanayi ile birlikte toplam 800 bin pozisyonu desteklemeye devam ediyor ancak savunmasızlığını koruyor.
Rusya'nın enerji politikası köşeye sıkıştırdı
RT analizinde, enerji fiyatlarının Avrupa otomobil endüstrisi üzerindeki temel yapısal baskılardan biri haline geldiği vurgulanıyor. Geleneksel enerji akışlarının kesintiye uğramasının ardından, nispeten ucuz olan Rus boru hattı gazından uzaklaşılması, ABD'den ithal edilen sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gibi daha pahalı alternatiflere olan bağımlılığı artırdı.
Çelik, alüminyum, kimyasallar ve batarya malzemeleri gibi temel girdilerin yoğun enerji gerektirdiği otomotiv üretimi için bu durum, tüm değer zinciri boyunca maliyetlerin yükselmesi anlamına geliyor. Bu etki sadece son montaj hatlarıyla sınırlı kalmıyor; metal, plastik ve batarya hücresi tedarikçileri de yüksek girdi maliyetleriyle karşı karşıya kalarak bunu araç fiyatlarına yansıtıyor ve üreticilerin kâr marjlarını daraltıyor. Bu durum özellikle enerji yoğun batarya üretimi ve hammadde işleme süreçlerine bağımlı olan elektrikli araçlar için kritik bir önem taşıyor.
Sonuç olarak, enerji, Avrupa'nın geleneksel rekabet avantajlarından biri olan "ucuz ve istikrarlı sanayi enerjisi" konumundan çıkıp, üreticiler önünde kalıcı bir engel haline gelmiş durumda.
Çinli firmalar güçleniyor
Avrupa'nın küresel otomobil pazarındaki zayıflayan konumu, Çin'in lider bir elektrikli araç gücü olarak yükselişiyle doğrudan bağlantılı görülüyor.
Çinli üreticiler, hammadde işlemeden hücre üretimine kadar tam entegre yerel batarya tedarik zincirleri sayesinde Avrupalı rakiplerine karşı yapısal bir maliyet avantajı elde ederek üretimlerini hızla ölçeklendirdi.
Geniş iç pazarı, Çinli firmaların çok daha büyük hacimlerde üretim yapmasına, birim maliyetlerini düşürmesine ve inovasyonu hızlandırmasına olanak tanırken; Avrupa pazarı birden fazla ülke ve farklı düzenleyici sistemler arasında bölünmüş durumda kalıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2024 yılında Çin 12,4 milyon elektrikli otomobil üretirken, AB'nin üretimi 2,4 milyonda, Birleşik Krallık'ınki ise 80 bin civarında kaldı. Bu rakamlar, Çin'in toplam Avrupa çıktısının yaklaşık beş katı üretim yaptığını gösteriyor.
AB kendi kendine mi yaptı?
Yeşil dönüşümün etkisi de üreticiler üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. AB iklim politikası uyarınca üreticilerin giderek katılaşan CO2 emisyon hedeflerini karşılaması gerekirken, blok 2035 yılına kadar yeni benzinli ve dizel otomobillerin satışını aşamalı olarak durdurmayı planlıyor.
Bu durum, üreticileri bu yatırımlar kâr getirmeye başlamadan çok önce elektrikli araç platformlarına, batarya tesislerine ve yazılım güncellemelerine devasa yatırımlar yapmaya zorladı.
Birleşik Krallık da benzer bir yol izleyerek, 2030 yılındaki yasak öncesinde elektrikli araç satışlarını artırmayı hedefleyen Sıfır Emisyonlu Araç (ZEV) Yetkisi'ni uyguluyor.
Ancak Avrupa genelinde elektrikli araç benimsenmesinin beklenenden yavaş olması bu baskıyı artırdı. Üreticiler, maliyetli elektrikli araç yatırımları ile kârlarını sürdürmek için ihtiyaç duydukları benzinli ve dizel modeller arasındaki sıkışmış durumda. Eleştirmenler, düzenlemelerin pazarın hazır olma durumundan daha hızlı ilerlediğini savunurken, destekçiler geçişin yavaşlatılmasının Avrupa'yı temiz mobilite yarışında daha da geride bırakacağını ileri sürüyor.
Enflasyon da etkili oldu
Tüketicilerin yeni otomobil satın almamasının temelinde ise yıllardır süregelen yüksek enflasyonun hane halkı bütçelerini daraltması yatıyor. Avrupa Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası faiz indirimlerine başlasa da borçlanma maliyetleri 2022 öncesi seviyelerin çok üzerinde kalarak otomobil kredilerini pahalı tutmaya devam ediyor.
Aynı zamanda, pandemi sonrası artan üretim maliyetlerinin alıcılara yansıtılmasıyla yeni araç fiyatları fırladı ve erişilebilirlik azaldı. Elektrikli araç fiyatları kademeli olarak düşse de benzinli ve dizel modellere göre hâlâ daha yüksek kalırken; şarj altyapısı, menzil ve ikinci el değerine ilişkin endişeler talebi baskılamayı sürdürüyor. Ayrıca hükümet politikaları da satışları olumsuz etkiledi.
Kriz genişleyebilir
Almanya gibi pek çok ülke bütçe baskıları nedeniyle elektrikli araç sübvansiyonlarını sonlandırdı, bu da tescil rakamlarında keskin düşüşlere yol açtı.
Hükümetler ise bu krize finansal teşvikler, endüstriyel yatırımlar ve daha esnek iklim kurallarıyla yanıt vermeye çalışıyor.
AB, batarya fabrikalarını ve kritik hammadde projelerini fonlayarak yerel üretimi desteklerken, "haksız sübvansiyon" iddiaları üzerine Çin yapımı elektrikli araçlara gümrük vergileri getirdi ve üreticilere emisyon hedeflerini karşılamaları için daha fazla zaman tanıyan CO2 uyum kurallarını gevşetti.
Birleşik Krallık da benzer şekilde bazı uyum gerekliliklerini esnetirken yerel batarya üretimine yatırım sözü verdi.
Ancak RT'nin aktardığına göre analistler, Avrupa'nın bu eğilimi tersine çevirememesi durumunda, milyonlarca işi birbirine bağlayan bu sektördeki düşüşün tedarikçilerden yerel ekonomilere kadar geniş bir alanı vuracağı, ihracatın azalacağı ve kamu maliyesi üzerindeki baskının artacağı konusunda uyarıyor.
Stratejik risklerin de altını çizen analiz, Çin'in elektrikli araç ve batarya teknolojisindeki liderliğini pekiştirmesiyle Avrupa'nın otomotivdeki üstünlüğünü kaybetme ve ithal teknolojilere bağımlı hale gelme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor.