Savaş ortamında neye yatırım yapmalı? Uzmanlar tek tek tavsiyelerini açıklayıp yatırımcıları uyardı
ABD ve İsrail'in İran'a başlattığı askeri harekat piyasalarda dalgalanmalara neden oldu. Peki sene başında yapılan portföy tercihleri yeniden gözden geçirilmeli mi? Uzmanlar portföy önerilerini cnbce.com ile paylaştı.
ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı askeri harekat yaklaşık bir aydır devam ediyor. Savaş, finansal piyasalara da adeta darbe vurdu. Altının güvenli liman özelliğini kaybedip kaybetmediği tartışmaları sürerken, borsada dalgalı seyir devam ediyor. Dolardaki yükseliş ise yatırımcıların yakından takip ettiği bir diğer gelişme.
Peki, savaş sürecinde yatırımcılar portföy dağılımlarını nasıl yapmalı? Cnbce.com’a konuşan uzmanlar, kazanmaktan çok kaybetmemeye odaklanmanın önemine dikkat çekiyor. Riskli varlıklardan uzak durulmasını ve portföylerde likit varlıkların artırılmasını öneriyorlar.
Aşkın: ‘Nakit kraldır’ söylemi yeniden öne çıktı
Ekonomik ve finansal gelişmelerin değerlendirilmesinde mevcut koşulların dikkate alınması gerektiğini belirten Mustafa Aşkın, klasik ezberlerin dışına çıkılmasının önemine dikkat çekti. Aşkın, geçmişte belirsizlik dönemlerinin en önemli yatırım araçlarından biri olan altının, özellikle artan Donald Trump etkisi ve jeopolitik risklerle birlikte son iki yılda ciddi prim yaptığını söyledi. Ancak İran savaşıyla birlikte piyasalarda farklı bir dinamik oluştuğunu ifade eden Aşkın, “Bu süreç, ‘nakit kraldır’ söylemini yeniden öne çıkardı” dedi. Sürekli yüksek sistemik risk, yavaşlayan büyüme ve olası daha sıkı para politikalarının etkisiyle yatırımcıların kar realizasyonuna yöneldiğini belirten Aşkın, aynı zamanda teminat ve likidite ihtiyacının da bu eğilimi güçlendirdiğini vurguladı.
Önümüzdeki dönemde değişen riskler ve risk algısına bağlı olarak en konvertibl para birimi olan dolardan çıkışların da yaşanabileceğini dile getiren Aşkın, bu durumda başta altın olmak üzere değerli metallere yeniden yukarı yönlü bir ivmenin görülebileceğini söyledi. Son yılların ekonomi tarihinde “ilginç zamanlar ve riskler” olarak anılacağını ifade eden Aşkın, küresel ölçekte manipülasyonların arttığını ve ülke yöneticilerinden gelen dikkat çekici açıklamaların piyasalar üzerindeki etkisinin sürdüğünü belirtti. Bu nedenle yatırımcıların artık eski ezberlerden uzaklaşması gerektiğini vurgulayan Aşkın, gelişen şartların yalnızca ekonomik ve siyasi açıdan değil, aynı zamanda davranış bilimi perspektifiyle de değerlendirilmesinin önem kazandığını sözlerine ekledi.
“Portföyler yeniden şekillendirilmeli”
Aşkın, yıl başında “yeni normal şartlara” göre oluşturulan portföylerin, değişen risk algısına bağlı olarak yeniden şekillenmesi gerektiğini vurguladı. Risk ağırlığı oluşturabilecek varlıkların en azından haziran ayına kadar daha sınırlı tutulmasının önemine dikkat çeken Aşkın, jeopolitik risklerin süresi ve büyüklüğünün, yatırımcıların risk alma iştahını doğrudan etkileyebileceğini ifade etti. Sistemik risklerin ekonomik, siyasi ve sosyolojik boyutlarıyla bulaşıcılık etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Buna karşın yatırım ufku daha uzun olan ve yabancı kaynakla portföy oluşturmayan yatırımcılar için her derin dalgalanmanın kademeli risk alımı açısından fırsat sunduğunu belirten Aşkın, haziran sonrası için risk algısında yaşanabilecek kısmi düşüşün yıl başında önerilen portföy dağılımlarının hâlâ potansiyel taşıdığına işaret etti.
“Kredili ve kaldıraçlı işlemlerden uzak durulmalı”
Türkiye özelinde de değerlendirmede bulunan Aşkın, Mart başına kadar 2025 sonunda oluşturulan portföylerin oldukça iyi getiri sağladığını hatırlattı. Yatırımcılar için en önemli portföy yönetimi ilkesinin “sağlığı bozmayacak kadar risk almak” olması gerektiğini vurgulayan Aşkın, Uluslararası Para Fonu Başkanı Kristalina Georgieva’nın “beklenmeyeni beklemek” yaklaşımına atıf yaptı.
2026 yılı boyunca kredili ve kaldıraçlı işlemlerden uzak durulması gerektiğini belirten Aşkın, yatırım stratejisine ilişkin şu önerilerde bulundu: “Ayrılan birikimin yüzde 20-30’luk kısmıyla makul riskli varlıklarda pozisyon alınabilir. Kalan tutarın yaklaşık yüzde 40’ı, farklı varlık gruplarını içeren daha profesyonel ve özgün fon-portföy yönetimlerine yönlendirilebilir. Geriye kalan bölüm ise sabit getirili ve kolay nakde çevrilebilir varlıklarda değerlendirilebilir.” Piyasalarda tüm varlıkların birlikte sert dalgalandığı dönemlerde ise sabit getirili ve likit varlıkların portföy içindeki ağırlığının artırılmasının daha sağlıklı olacağını sözlerine ekledi.
“Savaş fiyatlaması bir süre daha devam edecek”
A1 Capital Genel Müdür Yardımcısı Üzeyir Doğan, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ile İran’ın bölge ülkelerini de kapsayan karşı hamlelerinin piyasada ciddi etkiler yarattığını belirtti. Doğan, özellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve enerji altyapılarına yönelik karşılıklı saldırıların petrol arzını önemli ölçüde düşürdüğünü, bunun da fiyatların hızla yükselmesine neden olduğunu söyledi. Belirsizliğin devam etmesinin petrol fiyatlarında sert dalgalanmalara yol açtığını hatırlatan Doğan, savaşın seyrine ilişkin zaman zaman gelen açıklamaların ise hem kafa karışıklığı yarattığını hem de fiyat hareketlerini daha oynak hale getirdiğini dile getirdi. Bu tablonun bir süre daha devam etmesinin sürpriz olmayacağını vurguladı.
Diğer taraftan, savaşın taraflarından biri ABD olmasına rağmen faizlerin düşmeyebileceği beklentisi ve riskli varlıklardan çıkışın dolara talebi canlı tuttuğunu belirten Doğan, doların değer kazanmasında bu dinamiğin etkili olduğunu söyledi. Altın tarafında ise geçmişte yaşanan hızlı yükselişin, doların güçlenmesiyle birlikte yerini satışlara bıraktığını ifade eden Doğan, burada altını yukarı taşıyan spekülatif pozisyonların çözülmesinin ana etken olduğunu düşündüklerini belirtti. Önümüzdeki süreçte hisse ve tahvil piyasalarında olası bir çöküşün likidite sıkışıklığı yaratabileceğine dikkat çeken Doğan, böyle bir senaryoda fiyat düşüşlerinin çok daha sertleşebileceğini kaydetti.
Portföy dağıtımı nasıl şekillenmeli?
Belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde kısa vadeli strateji oluşturmanın zorlaştığını vurgulayan Doğan, bu süreçte para piyasası fonları, kısa vadeli mevduatlar ve orta vadede devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) daha güvenli alternatifler sunduğunu söyledi. Belirsizlik azalana kadar portföylerde bu varlıkların ağırlığının artırılmasının daha doğru olacağını ifade etti.
Daha uzun vadeli birikimler için ise hisse senetlerinin düşüşlerde kademeli olarak portföylere eklenebileceğini belirten Doğan, bu kadar yüksek belirsizlik ve volatilitenin olduğu dönemlerde kaldıraçlı işlem yapmanın en büyük hatalardan biri olacağını vurguladı.
Bu nedenle yatırımcıların anapara dışına çıkarak borçla işlem yapmaktan, yani kredili, gün içi limitli ya da kaldıraçlı piyasalardan uzak durması gerektiğini vurguladı. Portföy dağılımı ile ilgili de görüşlerini paylaşan Doğan, “Portföylerde, en fazla yüzde 20 seçici olmak ve uzun vade taşıma riskiyle beraber Türk hisse senedi. yüzde 40 kısa vadeli mevduat ya da para piyasası fonu, yüzde 40 uzun vadeli devlet tahvili olmalı” dedi.
“Yatırımcı para kaybetmemeye odaklanmalı”
A1 Capital Portföy Yönetimi Başkan Yardımcısı Mete Yüksel, savaşın beklentilerin ötesinde uzayarak bölgeye yayılmasının finansal piyasalardaki riskleri artırdığına işaret etti. Bu süreçte yatırımcıların önceliğinin para kazanmaktan ziyade para kaybetmemek olması gerektiğinin altını çizen Yüksel, petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki yükselişin enflasyon beklentilerini artırdığını, bu durumun da faizlerde yukarı yönlü bir baskı oluşturduğunu dile getirdi.
“Eşel mobil ile enflasyonun tamponlanmaya çalışılması kamu maliyesini sorgulatıyor, artan doğalkaynak faturası ve turizme olası etkiler cari açığı besliyor, son olarak da döviz rezervlerindeki hızlı kullanım kurun öngörülebilirliğini etkiliyor” diyen Yüksel, bu makro bilinmezliğin olduğu ortamda portföylerin en az yarısının para piyasası fonları veya benzer kısa vadeli faizli TL enstrümanlarda değerlendirilmesinin doğru olacağını söyledi.
“Yatırımcılar portföylerde çeşitliliğe daha fazla önem vermeli”
Konvansiyonel para piyasası fonlarının asgari yüzde 10’unun devlet iç borçlanma senetlerinden (DİBS) oluştuğunu hatırlatan Yüksel, bu yapının mevcut koşullarda makul bir tercih sunduğunu söyledi. Enflasyona endeksliler dışında kalan sabit getirili menkul kıymetlerin satış baskısı altında kaldığını belirten Yüksel, bu durumun ilgili enstrümanlardaki faizleri cazip hale getirdiğini dile getirdi.
Ağırlıklı olarak para piyasası fonlarında kalmanın, fırsatların ortaya çıkması durumunda hisse senetleri, dövizli enstrümanlar veya diğer varlıklara hızlı geçiş imkânı sağladığını ifade eden Yüksel, bu esnekliğin yatırımcı açısından önemli olduğunu vurguladı.
Portföyün kalan yarısının ise eşit şekilde hisse senetleri ve döviz arasında paylaştırılabileceğini belirten Yüksel, hisse tarafında talep elastikiyeti düşük ürün üreten ya da satan şirketlere odaklanılması gerektiğini söyledi. Bankaların ise endeksteki ağırlıklarına yakın seviyelerde portföyde taşınabileceğini ifade etti.
Döviz tarafındaki son yüzde 25’lik dilimde ise yabancı hisse senetleri, emtia ve eurobondlardan oluşan dengeli bir dağılımın uygun olacağını belirten Yüksel, yatırımcıların bu dönemde çeşitlendirme ve esnekliğe daha fazla önem vermesi gerektiğini sözlerine ekledi.
TL ağırlıklı portföy önerisi
İş Portföy Başekonomisti Hande Şekerci, baz senaryoda nisan ayı sonunda ateşkes beklendiğini belirterek, yatırımcılara TL ağırlıklı portföy önerisini sürdürdüklerini söyledi. Şekerci, bu çerçevede portföylerde marjinal bir değişikliğe gitmeye gerek görmediklerini ifade etti.
Savaş koşulları ve küresel enerji piyasasında kademeli normalleşme varsayımıyla dağılım önerilerini paylaşan Şekerci, toplamda yüzde 15-20 aralığında döviz varlık tutulabileceğini dile getirdi. Bu oranın yaklaşık 10 puanının yabancı hisse senetlerinden, kalan kısmının ise Türkiye eurobondları ve altından oluşabileceğini kaydetti.
Portföyün yüzde 40’ının TL para piyasası araçlarında, yüzde 20’sinin yerli hisse senetlerinde, yüzde 20’sinin ise yerli tahvil ve özel sektör tahvillerinde (ÖST) değerlendirilebileceğini belirten Şekerci, altın tercih eden yatırımcıların ise portföylerinde yüzde 10-15 aralığında altın bulundurabileceğini söyledi.
Toplam döviz payının yüzde 20’yi aşmasını önermediklerini vurgulayan Şekerci, jeopolitik gerilimin hafifleyeceği bir senaryoda bu seviyenin üzerine çıkmanın uygun olmayacağını ifade etti.
Öte yandan Şekerci, ateşkesin gecikmesi gibi daha olumsuz bir senaryoda ise orta ve dengeli risk algısına sahip yatırımcıların hisse senedi ve tahvil ağırlıklarını azaltmaları gerektiğini de sözlerine ekledi.
“Portföy tercihleri yeniden gözden geçirilmeli”
Pusula Yatırım Başekonomisti Doç. Dr. Filiz Eryılmaz, mevcut jeopolitik gelişmeler ışığında yatırımcıların portföy dağılımlarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini belirterek üç farklı senaryo üzerinden önemli uyarılarda bulundu.
Eryılmaz, kısa vadeli senaryoda savaşın nisan ayı sonunda bitmesi halinde petrol fiyatlarının 75-90 dolar bandında dengelenmesini beklediğini ifade etti. Bu senaryoda piyasaların hâlihazırda bu beklentiyi fiyatladığını vurgulayan Eryılmaz, “Piyasa şu an ilk senaryoyu fiyatlıyor, yani savaşın kısa süreceği beklentisi mevcut. Böylesi bir durumda nakde geçmek çok mantıklı” dedi.
Riskli varlıklara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Eryılmaz, borsa tarafında belirli destek seviyelerinin altına inilmesi halinde pozisyonların azaltılmasının uygun olacağını dile getirdi. Kısa vadeli yatırımcılar için mevcut seviyelerde “tepkiyi sat” stratejisinin öne çıktığını belirten Eryılmaz, “13 bin puan seviyesine doğru hareket oluyorsa ama bu seviye aşılamıyorsa tepki yükselişleri bence satılmalı. 13 bin 55 puanın üstü kırılımı görülmeden alım yapılmamalı. 13 bin 600 puandan kapanış görülmeden alımı tavsiye etmiyorum” ifadelerini kullandı.
Savaş uzarsa yatırımcılar ne yapmalı?
Uzun vadeli yatırımcılar için ise farklı bir perspektif çizen Eryılmaz, borsa ve altın tarafında geri çekilmelerin kademeli alım fırsatı sunduğunu söyledi. “12 bin 600’ün altında bir kırılım yaşanırsa 12 bin ve 12 bin 400 puan aralığı alım fırsatı olabilir. Daha iyi bir alım noktası olarak ise 11 bin 500 puan seviyesi değerlendirilebilir” dedi.
Eryılmaz, savaşın uzaması halinde ikinci senaryoda petrol fiyatlarının 90-110 dolar bandına yükselebileceğini, daha kötü senaryoda ise savaşın bir yıldan uzun sürmesi durumunda petrolün 120 doların üzerine çıkabileceğini ifade etti.
Bu çerçevede yatırım stratejilerine de değinen Eryılmaz, kısa ve orta vadeli yatırımcılar için TL’de kalmanın daha doğru olacağını vurgularken, “Bir miktar petrol ve petrole dayalı varlıkları da bulundurduğumuz bir süreç olmalı” dedi.
Altın tarafına da değinen Eryılmaz, kısa vadeli yatırımcıların mevcut ortamda altın pozisyonlarını bir miktar azaltabileceğini belirtirken, savaşın uzaması senaryosunda ise borsadaki pozisyonların azaltılarak TL’ye geçilmesinin daha doğru bir strateji olacağını sözlerine ekledi.
“Para piyasası fonları güvenli liman olabilir”
SPINN Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Bilgi Üni. Cefıs Araştırma Direktörü Dr. Özlem Derici Şengül, 2023 başından beri gerçekleştirdikleri Piyasa Profesyonelleri Anketi'ne göre savaş sürecinin, portföylerde yurtiçi hisseden çıkıp TL mevduat ve döviz bazlı bazlı enstrümanlara yönelim şeklinde kendini gösterdiğine işaret etti. Şengül, TCMB'nin faizleri indirememesi ve hatta artırımın söz konusu olması nedeniyle mevduat getirilerinde yükselişler yaşandığını belirtti. Sermaye çıkışının TCMB'nin döviz arzına rağmen kuru yukarı ittiğini ifade eden Şengül, savaşın sona ermesi durumunda kurdaki hareketin yavaşlayabileceğini, sürmesi durumunda ise altının daha da gerileyebileceğini vurguladı. Şengül, "TCMB'den kısa vadede faiz indirimi gelemeyeceğini düşündüğümüz için önümüzdeki dönemde mevduat ve para piyasası fonlarının güvenli liman işlevi göreceğini düşünüyoruz" dedi.
“Fırsatlar değerlendirilmeli”
Fonturkey Kurucusu Onur Duygu, mevcut gelişmelerin yatırımcıların portföylerini tamamen değiştirmesinden ziyade yeniden dengelemesini gerektiren bir sürece işaret ettiğini söyledi. Duygu, savaşın uzaması halinde petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki artışın, gübre ve tarım maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarına yansıyabileceğini ve enflasyon beklentilerini bozabileceğini belirtti. Bu durumun faiz indirim sürecini geciktirerek riskli varlıklar üzerinde baskı yaratabileceğini ifade etti.
2026’da yatırımcıların daha esnek ve dengeli bir portföy yaklaşımı benimsemesi gerektiğini vurgulayan Duygu, likit fonlar, para piyasası ve kısa vadeli serbest fonların bu dönemde öne çıkacağını söyledi. Ayrıca enflasyondan pozitif etkilenebilecek varlıklara da portföyde yer verilmesi gerektiğini belirtti.
Duygu, savaş tarafında olumlu bir haber akışı gelmesi halinde riskli varlıklarda hızlı bir toparlanma görülebileceğini dile getirerek, “Bu nedenle tamamen riskten kaçmak yerine fırsatları değerlendirebilecek bir portföy yapısı daha sağlıklı olacaktır. Bunun için değişken fonlara bakmak değerli” dedi.
“Dengeli ve çeşitli portföy şart”
Duygu, yıla başlarken Borsa İstanbul tarafında konuşulan ana temanın yabancı yatırımcı girişleri, faiz indirim süreci ve özellikle BIST30 hisseleri öncülüğünde bir yükseliş olduğunu söyledi. Ancak son gelişmelerle birlikte bu hikâyenin şimdilik rafa kalkmış göründüğünü belirten Duygu, artan jeopolitik riskler ve yükselen faiz beklentilerinin özellikle büyük ölçekli hisselerde baskı yarattığını ifade etti.
Duygu, piyasada daha seçici ve dağınık bir görünüm oluştuğunu, endeks bazlı bir yükselişten ziyade küçük ve orta ölçekli hisselerde dönemsel fırsatların öne çıktığını dile getirdi.
Savaş tarafındaki haber akışının yönünün belirleyici olmaya devam edeceğini vurgulayan Duygu, tansiyon düşerse ve enflasyon-faiz dengesi yeniden öngörülebilir hale gelirse yıl başında konuşulan ana temaya dönüşün mümkün olabileceğini söyledi. Ancak mevcut koşullarda yatırımcıların daha dengeli ve çeşitlendirilmiş bir portföy yaklaşımı benimsemesinin daha sağlıklı göründüğünü belirtti.
Duygu, enflasyonun yukarı yönlü risk taşıdığı ortamda gıda, sağlık ve iletişim gibi defansif ve fiyatlama gücü yüksek sektörlerin ön plana çıktığını, BIST100 dışı hisseleri de içeren daha yaygın bir portföy dağılımının bu dönemde öne çıkan stratejiler arasında yer aldığını ifade etti.
“Yatırımcılar portföylerini yeniden gözden geçirmeli”
Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Emrah Ahi, yatırımcıların portföylerini yeniden değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Ahi, savaşın sona ermesinin riskin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini, aksine riskin “biçim değiştirdiği” bir döneme girildiğini belirtti.
IMF’nin analizlerine atıfta bulunan Ahi, savaşın ekonomik etkilerinin başlıca enerji fiyatları, tedarik zincirleri ve finansal koşullar üzerinden geldiğini vurguladı. Enerji ithalatçısı ülkeler ve kırılgan gelişen ekonomilerin bu süreçte daha fazla baskı altında olacağını ifade etti.
Savaş sonrası portföy yönetiminde panik yapmanın yanlış olacağını belirten Ahi, son dönemde piyasa reflekslerinin bunu açık biçimde gösterdiğini söyledi. Gerilimin azalmasıyla küresel hisselerin toparlandığını, petrolün geri çekildiğini, doların güvenli liman priminin bir kısmını verdiğini ve bankalar ile havayollarının öne çıktığını aktardı. Ancak Ahi, piyasaların bazen sahte bahar yaşadığını ve bir gün ateşkesi, ertesi gün yeni bir tırmanmayı fiyatlayabildiğini de hatırlattı.
Enerji tarafında kalıcı hasar riskine dikkat çeken Ahi, IMF ve JP Morgan’ın analizlerine göre petrol ve LNG akışındaki bozulmaların kısa vadede fiyatları 120-130 dolar bandında, uzun vadede ise 150 doların üzerine taşıyabileceğini söyledi. ECB projeksiyonlarının da enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle Euro Bölgesi’nde 2026 enflasyon tahminini yükselttiğini ifade etti.
“Yatırımcı panikle hareket etmemeli”
Bu çerçevede portföyü üç katmanda düşündüğünü söyleyen Ahi, birinci katmanda kısa vadeli, likit ve yüksek kaliteli sabit getirili araçlar ile güçlü bilançoya sahip şirketleri; ikinci katmanda riski dağıtmak ve sigorta görevi için altını; üçüncü katmanda ise seçici rotasyonu öne çıkardı. Savaşın en sıcak döneminde enerji, emtia ve savunmanın öne çıktığını, savaş sonrası normalleşmede ise petrol düşerken havayolları, ulaştırma, turizm ve bankaların öne çıkacağını kaydetti.
Ahi, “Savaş sonrası portföyler yeniden gözden geçirilmeli. Ancak bu gözden geçirme, panikle yapılan bir tasfiye ya da kör bir iyimserlik olmamalı. Portföylerin daha likit, daha dengeli, küresel ve seçici kurulmasını tavsiye ediyorum” ifadelerini kullandı.
“Optimal portföy oluşturmak zor”
Stratejist Özgür Hatipoğlu, 40-60 yaş arasındaki portföy yöneticilerinin, mevcut hızlı değişen piyasa ortamında sahada yeterince çalışmadığını ve portföy yönetmediğini belirtti. Hatipoğlu, geçmiş kriz ve türbülansların nedeni, sonucu ve etkileyicilerinin belli olduğunu, ancak şu anki gelişmelerin yön değiştirmeye açık olduğunu söyledi.
Optimal bir portföy oluşturmanın bu nedenle son derece zor olduğunu ve daha çok dinamik bir yaklaşımı gerektirdiğini ifade eden Hatipoğlu, son gelişmelere bakıldığında, savaşın biteceği beklentisi ile enerji hisselerinin ralliye geçtiğini ve artık kar satışı zamanının geldiğini vurguladı. Hatipoğlu, “Bu nedenle son 4-5 ayın öne çıkan petrol hisselerini portföylerden çıkarmak, hatta mümkünse opsiyonlarla short pozisyon almak mantıklı olabilir” dedi.
Riskli varlıklarda ise büyüme potansiyeli taşıyan, sıfır karlı hisselerde gir/çık tarzı işlemlerle pozisyon alınabileceğini belirten Hatipoğlu, altın ve gümüşün portföyler için güçlü adaylar olduğunu söyledi. Hatipoğlu, altın madencileri, altın ETF’leri ve altına dayalı diğer enstrümanların portföylerde yer alabileceğini, gümüş için de durumun benzer olduğunu ancak yatırımcıların 2025’teki gibi bir ralli beklememesi gerektiğini ifade etti.
Petrolün artık alış yönünden trade edilmesinin riskli olduğunu dile getiren Hatipoğlu, Ortadoğu’da barış yolunda pürüz çıkaracak birçok oyuncu olduğunu ve bu durumun petrol fiyatlarında ani yukarı sıçramalara yol açabileceğini söyledi. Bu nedenle petrol trade’inin riskli olmasına rağmen sonunda anlamlı getiriler üretebileceğini ekledi.
Tematik olmayan hisselerde ise teknoloji hisselerine yönelmenin ve altyapı yazılım şirketleri ile madencilik hisselerinin güçlü bir toparlanma gösterebileceğinin altını çizen Hatipoğlu, sıfırdan oluşturulan bir portföy için önerilerini şöyle paylaştı: “Yüzde 17 ABD hisseleri, yüzde 3 İngiltere’den alınabilen Kore hisseleri, yüzde 6 altın, yüzde 4 gümüş ve geri kalanı şimdilik nakite park edilmiş bir yurt dışı portföyü mantıklı olabilir. Unutmayın, barışa giden yolda birçok sorun çıkacaktır; geri kalan nakit o sırada işe yarayacaktır.”