Tekstil sektöründen kritik uyarı: Maliyetler rekabeti zorluyor

Derya Yüce
PAYLAŞ
  • Tekstil ve hazır giyim sektöründe artan maliyetler ve finansmana erişim güçlükleri rekabet gücünü zorlarken, sektör temsilcileri destek çağrısını yineliyor. Temsilciler, gerekli adımların atılması halinde 2027’de toparlanmanın hızlanabileceğini öngörüyor.
  • Türkiye tekstil ve hazır giyim sektöründe ihracat ve istihdam kayıplarının önüne geçilmesi için rekabetçilik vurgusu öne çıkıyor. Sektör temsilcileri, finansman ve maliyet koşullarının iyileştirilmesinin yanı sıra katma değerli üretime odaklanmanın 2027 performansında belirleyici olacağını belirtiyor.
Tekstil sektöründen kritik uyarı: Maliyetler rekabeti zorluyor

Türkiye tekstil ve hazır giyim sektöründe artan maliyetler, finansmana erişim güçlükleri ve ihracat pazarlarındaki talep daralması rekabet gücünü zorluyor. Sektör temsilcileri, üretim ve istihdam kayıplarının önüne geçilmesi için destek çağrısı yaparken 2027’nin yeniden büyümeye geçiş yılı olabileceğine dikkat çekiyor. İhracatta toparlanmanın yolu ise rekabetçi maliyetlerden, finansmana erişimin kolaylaşmasından ve katma değerli üretime odaklanmaktan geçiyor.

“Pozitif ayrımcılık yapılmalı”

CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin Ekle

İHKİB Başkanı Mustafa Paşahan, hazır giyim sektöründe ihracatın daraldığını ve istihdam kayıplarının yaşandığını belirterek sektöre pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini söyledi. Paşahan, taleplerinin karşılanması durumunda 2027’de hızlı bir toparlanma sağlanabileceğini, 2030’da ise sektörün eski gücüne kavuşabileceğini ifade etti. Paşahan, hazır giyim ve konfeksiyon sektörünün Türkiye ekonomisi açısından stratejik önem taşıdığını belirtti. Paşahan, 81 ilin tamamına yayılan üretim kapasitesine sahip sektörün, yüzde 55’i kadın olmak üzere yalnızca üretim alanında 500 bini aşkın kişiye istihdam sağladığını ve en zor yılda bile 12,5 milyar doların üzerinde cari fazla verdiğini söyledi.

2022’de 21,2 milyar dolarla en yüksek seviyesine ulaşan yıllık hazır giyim ihracatının, rekabet gücündeki zayıflamaya paralel olarak 2023’ten bu yana kesintisiz gerilediğini belirten Paşahan, 2025’te 16,8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirildiğini ifade etti.

Paşahan, bu yılın ocak-eylül döneminde ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,6 azalarak yaklaşık 12,4 milyar dolar seviyesinde kaldığını söyledi. İthalattaki artışın ise devam ettiğine dikkat çeken Paşahan, 2025’te 4,5 milyar dolar seviyesine ulaşan hazır giyim ithalatının bu yıl 5 milyar doları aşmasının sürpriz olmayacağını belirtti.

İhracattaki daralma ve ithalattaki artışın istihdam üzerinde ciddi kayıplara yol açtığını vurgulayan Paşahan, hazır giyim üretiminde 2022 yılı sonunda 738 binin üzerinde kişinin istihdam edildiğini hatırlattı.

Paşahan, istihdamın Mart 2026’da 500 binin altına indiğini, Haziran 2026 itibarıyla ise 507 binin biraz üzerinde seyrettiğini söyledi.

Tekstil sektöründen kritik uyarı: Maliyetler rekabeti zorluyor - Resim : 2

“Düşük kur yüksek faiz” rekabet gücünü zayıflattı

Sektörün rekabet gücünü kaybetmesinin temelinde maliyet sorununun bulunduğunu belirten Paşahan, bu sorunun arkasında üç yılı aşkın süredir uygulanan “düşük kur yüksek faiz” politikasının yattığını ifade etti.

Aşağı yönlü gidişin durdurulması ve rekabet gücünün yeniden kazanılması için hazır giyim gibi net ihracatçı sektörlere pozitif ayrımcılık yapılması gerektiğini söyleyen Paşahan, İHKİB olarak ilgili kurumlarla ve kamuoyuyla paylaştıkları talepleri sıraladı.

İHKİB’den 6 maddelik destek talebi

Paşahan, hazır giyim sektörünün rekabet gücünü artırmak için Türkiye genelindeki hazır giyim yatırımlarının en az üç yıl boyunca 6. bölge teşviklerinden yararlandırılması gerektiğini belirtti.

4., 5. ve 6. bölgelerde süresi dolan veya dolmak üzere olan teşvik belgelerinin sürelerinin öncelikli ve acil olarak 10 yıl daha uzatılmasını talep eden Paşahan, teşvik belgeli yatırımlarda asgari ücretin yüzde 50 fazlasına kadar ücret alan personelin SGK primlerinin tam teşvik kapsamına alınması gerektiğini söyledi. Paşahan, bu yatırımlarda emekli çalışanlar için ödenen SGK priminin de tamamen kaldırılmasını istedi.

Reeskont kredisi faiz oranlarının azami yüzde 15 olacak şekilde düzenlenmesi ve acil destek paketlerinin devreye alınması gerektiğini ifade eden Paşahan, döviz dönüşüm desteğinin hazır giyim gibi dış ticaret fazlası veren sektörlerde yüzde 3’ten yüzde 10’a yükseltilmesini talep etti.

Paşahan ayrıca, 5. ve 6. bölgelere taşınan yatırımlarda ikinci el makinelerin teşvik mevzuatına dahil edilmesini istedi. Bu bölgelerde istihdam edilen tüm personelin doğrudan Sigorta Primi İşveren ve İşçi Hissesi desteklerinden yararlandırılması gerektiğini de sözlerine ekledi.

1 Ekim 2026 itibarıyla yeniden düzenlenen döviz dönüşüm desteği uygulamasının sektörde hayal kırıklığı yarattığını belirten Paşahan, desteğin yüzde 10’a çıkarılmasını beklediklerini söyledi.

Paşahan, 1 Ekim’de yürürlüğe giren uygulamayla desteğin fiilen yüzde 1,5’e gerilediğini ifade ederek yeni sistemin çok karmaşık olduğunu ve firmaların nasıl hareket edeceklerini bilmediklerini belirtti. Paşahan, uygulamanın en kısa zamanda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“2027’de hızlı toparlanma sağlayabiliriz”

Taleplerinin ve beklentilerinin karşılanması durumunda hazır giyim sektöründe 2027’de hızlı bir toparlanma sağlanabileceğini belirten Paşahan, 2030’da sektörün eski gücüne kavuşabileceğini söyledi.

Sektörün uzun yıllara dayanan bilgi birikimine ve üretim potansiyeline sahip olduğunu vurgulayan Paşahan, yaşanan olumsuzluklara rağmen Türkiye’nin hazır giyimde küresel bir oyuncu olmayı sürdürdüğünü ifade etti. Türkiye’nin dünyanın altıncı, Avrupa Birliği’nin ise üçüncü büyük hazır giyim tedarikçisi olduğunu belirten Paşahan, onlarca Türk hazır giyim markasının 100’ü aşkın ülkede binlerce mağaza ve satış noktasında faaliyet gösterdiğini söyledi.

“Rekabeti ucuz işçilikle kazanamayız”

Türkiye’nin artık ucuz üretim ülkesi olmadığını vurgulayan Paşahan, Asya ülkeleriyle ucuz işçilik üzerinden rekabet edilemeyeceğini ifade etti.

Son üç yılda rekabet gücünün zayıfladığını belirten Paşahan, buna karşın Türkiye’nin Avrupa gibi büyük bir pazara yakınlığı, üretim hızı, kalitesi, tasarım gücü ve sosyal uygunluk kriterleriyle rakiplerinden ayrıştığını söyledi.

Paşahan, “Dolayısıyla biz oyunu fiyatla değil, değerle kazanacağız” diyerek hedeflerinin satın alınabilir lüksün, hızın ve kalitenin adresi olmak olduğunu ifade etti.

Bu hedef doğrultusunda nisan ayında göreve başlamasının ardından İHKİB bünyesinde Markalaşma Komitesi kurduklarını belirten Paşahan, komitenin Turkish Apparel algısını küresel ölçekte güçlendirmek, uluslararası pazarlarda tanıtım ve iletişim faaliyetlerini artırmak ve global alıcılarla doğrudan temas olanaklarını kullanmak için çalışacağını söyledi. Paşahan, bu çalışmalarla Türk hazır giyim markalarını küresel vitrine taşımayı hedeflediklerini vurguladı.

“Üretim maliyetleri rekabet gücünü zorluyor”

İTHİB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şişman, bugünkü tabloyu değerlendirirken sadece ihracat rakamlarına bakmanın yeterli olmayacağını, küresel ekonomide devam eden belirsizliklerin, yüksek faiz ortamının, jeopolitik gelişmeler ve ana ihracat pazarlarındaki talep daralmasının dünya tekstil ticaretini doğrudan etkilediğini belirtti. “Böyle bir dönemde, 2026 yılının ilk dokuz ayında tekstil ve hammaddeleri ihracatımız yüzde 1 oranında artarak 8,6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Bu veri, sektörümüzün dayanıklılığının önemli bir göstergesi” dedi.

Sektörde rekabetçiliği en fazla zorlayan konuların başında üretim maliyetleri olduğuna dikkat çeken Şişman, “Tekstil sektörü de hazır giyim kadar olmasa da emek yoğun bir sektör. Son açıklanan verilere göre 352 bin kişiye istihdam sağlıyoruz. Hazır giyim sektörüyle birlikte bu rakam 860 bine ulaşıyor. Dolayısıyla işçilik maliyetlerindeki artışın maliyetlerimize etkisini doğrudan hissediyoruz” dedi.

Şişman, işçilik maliyetlerindeki artışın sektöre etkisini doğrudan hissettiklerini belirterek, finansmana erişimde yaşanan güçlükler ve kur ile maliyetler arasındaki dengenin ihracatçı aleyhine bozulmasının, özellikle fiyat rekabetinin yoğun olduğu pazarlarda ellerini zayıflattığını söyledi.

Tekstil sektörünün yüksek istihdam sağlayan, güçlü üretim altyapısına sahip ve Türkiye’ye önemli ölçüde net döviz kazandıran stratejik bir sektör olduğunun altını çizen Şişman, bu üretim gücünü ve istihdamı koruyabilmek için ihracatçıların küresel rakipleriyle eşit şartlarda mücadele edebileceği bir ekonomik ortamın oluşması gerektiğini belirtti. Şişman, finansmana erişimin kolaylaşmasının, üretim maliyetlerinin rekabetçi seviyelere gelmesinin ve kur-maliyet dengesinin ihracatçıyı desteklemesinin bu açıdan son derece önemli olduğunu ifade etti.

Çözümün yalnızca maliyetlerde aranmaması gerektiğini de vurgulayan Şişman, dünyada tekstil rekabetinin yapısının değiştiğini belirtti. Verimlilik, otomasyon, dijitalleşme, inovasyon ve katma değerli üretimin artık rekabetçiliğin temel unsurları olduğunu söyleyen Şişman, ekonomik koşulları iyileştirirken diğer taraftan bu dönüşümün de hızlandırılması gerektiğini düşündüklerini dile getirdi.

Tekstil sektöründen kritik uyarı: Maliyetler rekabeti zorluyor - Resim : 5

“Tekstilde kapasite kullanımı geriledi”

Şişman, sektör açısından talebin oldukça dikkatli yönetilmesi gereken bir dönemden geçildiğini belirterek, özellikle ana ihracat pazarlarındaki talep daralması ve küresel ekonomideki belirsizliklerin üretim tarafına doğrudan yansıdığını söyledi. Eylül ayı itibarıyla tekstil sanayisinin kapasite kullanım oranının yüzde 69,49 ile imalat sanayii ortalaması olan yüzde 74,2’nin altında seyrettiğine dikkat çeken Şişman, üreticilerin bir taraftan siparişlerdeki yavaşlamayla mücadele ederken diğer taraftan artan üretim ve finansman maliyetlerini yönetmeye çalıştığını ifade etti.

Mevcut dönemin yalnızca bir daralma dönemi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Şişman, dünya tekstil ticaretinde aynı zamanda ciddi bir dönüşüm yaşandığını belirtti. Talep yeniden güçlendiğinde geçmişteki üretim modeliyle değil, daha verimli, teknolojik ve katma değerli bir üretim yapısıyla rekabet edileceğini söyleyen Şişman, bu nedenle sektörün üretim kabiliyetini korumasını son derece önemli bulduklarını dile getirdi.

Türkiye’nin en büyük güçlerinden birinin yıllar içerisinde oluşturduğu entegre tekstil sanayisi ve üretim kültürü olduğunu belirten Şişman, bu altyapının korunması ve aynı zamanda dijitalleşme, otomasyon, enerji ve su verimliliği gibi yatırımlarla geleceğe hazırlanması gerektiğini söyledi. Şişman, talepteki toparlanmanın güçlü bir üretim altyapısıyla karşılanabilmesi durumunda Türkiye’nin küresel tekstil ticaretindeki payını yeniden artırabileceğine inandıklarını ifade etti.

“2027’de ‘rekabetçilik’ belirleyici olacak”

İTHİB Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şişman, 2026’nın kalan bölümüne temkinli ama iyimser baktıklarını belirterek, küresel talepte kademeli bir toparlanma yaşanması halinde ihracatın da daha olumlu bir seyir izleyeceğine inandıklarını söyledi.

Tekstil sektörü olarak ABD’ye 2026 yılı Ocak-Eylül döneminde 635 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirerek yüzde 11 oranında artış kaydettiklerini belirten Şişman, özellikle ABD pazarında yakalanan çift haneli ihracat artışının devam etmesini değerli bulduklarını ifade etti. Şişman, Avrupa’daki konumlarını güçlendirirken ABD, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve yakın coğrafyadaki fırsatların da daha etkin değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

2027 açısından sektör için asıl belirleyici konunun rekabetçilik olacağını düşündüklerini söyleyen Şişman, ihracatta kalıcı bir ivmelenme için küresel talebin toparlanmasının yanı sıra finansmana erişimin kolaylaşması, üretim maliyetlerinin rekabetçi seviyelere gelmesi ve kur-maliyet dengesinin ihracatçıyı desteklemesi gerektiğini belirtti.

Sektörün geleceğine güvendiklerini vurgulayan Şişman, Türk tekstil sektörünün geçmişte çok sayıda zorlu dönemi geride bıraktığını hatırlatarak, bugün de güçlü üretim altyapısına, girişimcilik ruhuna ve değişen koşullara uyum sağlama kabiliyetine sahip olduklarını söyledi.

Önümüzdeki dönemde teknik tekstillerin, fonksiyonel ve akıllı ürünlerin, sürdürülebilir ham maddelerin ve yüksek katma değerli üretimin büyümenin önemli taşıyıcıları olacağını ifade eden Şişman, üretim gücünü teknoloji, tasarım, Ar-Ge ve sürdürülebilirlikle birleştirmeleri ve ihracatçının rekabetçiliğini destekleyecek ekonomik koşulların sağlanması halinde 2027’de çok daha güçlü bir ihracat performansı ortaya koyabileceklerine inandıklarını dile getirdi.

“Sektördeki dengelenme oldukça kırılgan”

Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay, tekstil ve hazır giyim sektörünün iki yıllık sert daralmanın ardından 2026 yılını dengelenme dönemi olarak geçirdiğini ancak mevcut dengenin oldukça kırılgan olduğunu belirtti. Sektörün rekabet gücünü olumsuz etkileyen en önemli unsurların maliyet-kur makası ve yüksek finansman yükü olduğunu söyleyen Narbay, gerekli desteklerin hayata geçirilmesi halinde 2027’nin yeniden büyümeye geçiş yılı olabileceğini ifade etti. Tekstil ve hazır giyim sektörünün üretim, ihracat ve rekabetçilik açısından mevcut durumunu değerlendiren Narbay, iki yıllık sert daralmanın ardından 2026’yı sektör açısından bir dengelenme yılı olarak gördüklerini ancak bu dengelenmenin oldukça kırılgan olduğunu söyledi.

Kapasite kullanım oranlarının eylül ayında hazır giyimde yüzde 77,4, tekstilde ise yüzde 69,5 ile tarihi ortalamaların altında kaldığını belirten Narbay, sektörel PMI verilerinin de daralma bölgesinde bulunduğuna dikkat çekti. Tekstilde PMI’ın 46,9, giyim ve deride ise 46,5 seviyesinde olduğunu aktaran Narbay, her iki göstergenin de 50 eşik değerinin altında bulunmasının talepteki zayıflığa işaret ettiğini ifade etti.

İhracatta iki farklı görünümün öne çıktığını söyleyen Narbay, Avrupa hazır giyim pazarındaki kayıpların devam ettiğini, buna karşılık ABD’de pazar payı kazanıldığını belirtti. AB ve ABD’nin dünyadan yaptığı hazır giyim ithalatındaki daralmanın Türkiye’nin hazır giyim ihracatındaki daralmanın altında kalmasını, pazar çeşitlendirmesi açısından yılın ilk dokuz ayına ilişkin olumlu bir veri olarak değerlendiren Narbay, tekstilde ise Türkiye’nin her iki pazarda da payını artırdığını kaydetti.

Sektörde bazı olumlu sinyallerin de görüldüğünü belirten Narbay, konkordato başvurularının ilk sekiz ayda geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 gerilediğini ve istihdamın dip seviyelerden toparlanmaya başladığını söyledi. Bununla birlikte PMI verilerinin henüz iyimser olmak için yeterli olmadığını vurguladı.

Tekstil sektöründen kritik uyarı: Maliyetler rekabeti zorluyor - Resim : 7

“Türk ihracatçısı yarışa her sabah 10 puan geride başlıyor”

Sektörün rekabet gücünü en fazla zorlayan unsurların maliyet-kur makası ve finansman yükü olduğunu belirten Narbay, bu iki unsurun firmaların faaliyetlerinden elde ettikleri kârı finansman giderlerine aktarmasına ve sermayelerinin erimesine neden olduğunu söyledi. Reel efektif döviz kurunun 105,4 seviyesinde bulunduğuna dikkat çeken Narbay, 2022 yılında 80 seviyesinde olan göstergenin 2026’da 105,4’e yükselmesinin, yüksek enflasyon ve baskılanmış kur nedeniyle ihracatçıların ürünlerinin döviz bazında yüzde 30 pahalılaşması anlamına geldiğini ifade etti.

Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde olduğunu hatırlatan Narbay, faiz ile enflasyon arasındaki farkın halen yaklaşık 7 puan olduğunu, gelecek yıl aynı dönemde yüzde 23 civarında beklenen enflasyonla karşılaştırıldığında ise bu farkın 14 puana ulaşacağını belirtti. Narbay, söz konusu tablonun reel finansman maliyetlerinin yüksekliğini ortaya koyduğunu söyledi.

Finansman baskısının şirket bilançolarında da görüldüğünü belirten Narbay, 2025 yılı sektör bilançolarına göre vergi öncesi kârın net satışlara oranının tekstilde eksi yüzde 0,6, hazır giyimde ise artı yüzde 2,4 olduğunu aktardı. Buna karşılık finansman giderlerinin net satışlara oranının tekstilde yüzde 6,5, hazır giyimde yüzde 4,2 seviyesinde bulunduğunu kaydetti. İşletmelerin faaliyetlerinden para kazanmalarına rağmen elde ettikleri kazancın neredeyse tamamını finansmana aktardıklarını söyleyen Narbay, bu durumun sürdürülebilir olmadığını vurguladı.

Mevcut koşullarda Türkiye’deki bir ihracatçının sektöründen bağımsız olarak sermayesini koruyabilmesi için yüzde 13,6 FAVÖK marjıyla çalışması gerektiğini belirten Narbay, yüzde 4 enflasyon ve yüzde 5 faiz ortamında faaliyet gösteren uluslararası rakipler için yüzde 3,6 FAVÖK marjının yeterli olduğunu ifade etti. Narbay, uygulanan para politikası nedeniyle Türk ihracatçısının maliyetlerden bağımsız olarak rekabete her sabah 10 puan geride başladığını söyledi.

Yüksek finansman maliyetlerinin yanı sıra enerji, işçilik ve genel işletme giderlerindeki dolar bazlı artışların da rekabet gücünü aşındırdığını belirten Narbay, küresel alıcıların Türkiye’de oluşan döviz bazlı enflasyonu üstlenmek istemediğini ve bu nedenle ihracatçılardan miktar bazında alımlarını azalttığını ifade etti.

“Atıl kapasite yalnızca boş makine anlamına gelmiyor”

Üretim ve istihdam kayıplarının kalıcı hale gelme riskinin gerçek olduğunu ancak bunun kaçınılmaz olmadığını belirten Narbay, sektörde mevcut istihdamın 860 bin kişi seviyesinde olduğunu ve istihdamda dengelenme görüldüğünü söyledi. Konkordato başvurularındaki gerilemeyi olumlu bir gelişme olarak değerlendiren Narbay, buna karşın atıl kapasitenin halen yüksek olduğuna dikkat çekti. Atıl kapasitenin yalnızca kullanılmayan makinelerden ibaret olmadığını vurgulayan Narbay, bu durumun müşteri, pazar, ölçek ve üretim bilgi birikiminin kaybedilmesi riskini de beraberinde getirdiğini belirtti. Narbay, söz konusu unsurların kaybedildikten sonra yeniden kazanılmasının oldukça maliyetli olduğunu ifade etti.

Üretim kayıplarının kalıcı hale gelmesini önlemek için öncelikle şirket bilançolarının iyileştirilmesi gerektiğini söyleyen Narbay, ardından TGSD’nin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a sunduğu orta ve uzun vadeli stratejinin uygulanmasının önem taşıdığını belirtti. Kısa vadede istihdam desteklerinin bölgesel olarak kademelendirilmesini talep ettiklerini aktaran Narbay, birinci bölgede işçi başına 3 bin 500 TL, altıncı bölgede ise 6 bin TL destek sağlanması gerektiğini ifade etti.

Kur dönüşüm katkısının yüzde 10’a çıkarılması ve Eximbank reeskont faizinin politika faizinin yarısına indirilmesi gerektiğini belirten Narbay, faiz tahsilatının dönem sonunda yapılmasını, reeskont finansmanının miktarının artırılmasını ve vadesinin uzatılmasını istediklerini söyledi. Narbay ayrıca teminat mektubu sorununun Kredi Garanti Fonu (KGF) aracılığıyla çözülmesi gerektiğini kaydetti.

Bu adımların birlikte hayata geçirilmesinin atıl kapasitenin yeniden üretime kazandırılması ve istihdamın artırılması açısından köprü görevi göreceğini vurgulayan Narbay, gerekli önlemlerin alınmaması ve TGSD’nin önerdiği stratejinin uygulanmaması halinde mevcut kırılgan dengenin aşağı yönlü bozulabileceği uyarısında bulundu.

“2027 büyümeye geçiş yılı olabilir”

2026’nın kalan dönemi ve 2027 yılına ilişkin beklentilerini de paylaşan Narbay, 2026’yı dengelenme yılı olarak değerlendirdiklerini, istikrarı sağlamaya yönelik desteklerin eksiksiz uygulanması halinde ise 2027’nin büyümeye geçiş yılı olabileceğini söyledi.

Yılın kalan dönemindeki görünümün dezenflasyonun hızına ve desteklerin uygulanmasındaki kararlılığa bağlı olduğunu belirten Narbay, 2026 yılı için yıl başında açıkladıkları 16-16,5 milyar dolarlık hazır giyim ihracatı öngörüsünü koruduklarını ifade etti.