İngiliz dergi New Statesman: İran Savaşı yeni bir nükleer çağa yol açacak
- New Statesman, Soğuk Savaş sonrası geri dönülmez biçimde değiştiği sanılan nükleer düzenin ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşla yeni bir sayfaya geçeceğini yazdı.
- İngiltere'nin sol-liberal kanatta yer alan önde gelen dergisine göre Kuzey Kore’nin bugün 40–50 nükleer başlığa sahip olması ve onlarca yeni başlık üretebilecek materyali bulunması, Kim Jong Un’un yıllardır sürdürdüğü nükleer stratejinin rejim güvenliği açısından “haklı çıktığı” algısını güçlendirdi.
- Analizde ayrıca savaşın sonunda İran’ın elinde yaklaşık 400 kilogram yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum kalabileceği ve bunun “İran’ın yeni bir Kuzey Kore’ye dönüşmesi” riskini doğurabilecek bir nükleer yayılma senaryosuna yol açabileceği uyarısı yapıldı.
İngiliz dergisi New Statesman'a göre İran Savaşı, yalnızca İran’ın değil, birçok ülkenin nükleer silah geliştirme yönünde adım atmasına yol açabilecek “mükemmel bir fırtına” yaratıyor.
İngiltere'nin önde gelen 3 büyük dergiden biri olarak görülen New Statesman, yayımladığı bir analiz yazısında sürecin “Soğuk Savaş’tan bu yana görülmeyen bir nükleer belirsizlik çağına” kapı aralayabileceği uyarısında bulundu.
Analizde, özellikle Kuzey Kore’nin izlediği nükleer stratejinin birçok ülke için örnek haline gelebileceği vurgulandı.
Pyongyang’ın nükleer yatırımı: On yılların stratejisi
Derginin analizine göre, Kuzey Kore lideri Kim Jong Un 23 Mart’ta Pyongyang’daki Yüksek Halk Meclisi’nde yaptığı konuşmada, ABD’yi “dünya genelinde devlet terörü ve saldırganlık uygulamakla” suçladı ve ülkesinin nükleer programının doğruluğunu savundu. Kim, Kuzey Kore’nin artık “nükleer kalkanla korunduğunu” söyleyerek yıllardır süren nükleer silah geliştirme politikasını haklı çıkardığını ifade etti.
Kim Jong Un’un yaklaşık 15 yıl önce iktidara geldiğinden beri ülkenin sınırlı kaynaklarını büyük ölçüde nükleer silah ve füze programına yönlendirdiği belirtiliyor. Tahminlere göre Kuzey Kore’nin şu anda 40-50 nükleer başlığa sahip olduğu ve yaklaşık 40 başlık daha üretebilecek fisil materyali bulunduğu ifade ediliyor.
Analizde, İran’ın nükleer silah geliştirmeyi tamamlamamış olmasının aksine Kuzey Kore’nin bu hedefe ulaşmasının rejim güvenliği açısından somut kazanımlar sağladığına dikkat çekildi. Buna örnek olarak Kim Jong Un’un ABD başkanıyla gerçekleştirdiği üç yüksek profilli görüşme gösterildi.
“İran’ın kaderi Pyongyang’ı haklı çıkarıyor”
Carnegie Endowment for International Peace’te kıdemli araştırmacı olan ve "Yeni Nükleer Çağ: Armagedon'un Eşiğinde" kitabının yazarı Ankit Panda, dergiye yaptığı değerlendirmede İran’daki gelişmelerin Pyongyang’ın dünya görüşünü doğruladığını söyledi. Panda, “Kuzey Kore 2003’te ABD’nin Irak’ı işgalini ve Saddam Hüseyin’i devirmeye çalışmasını yakından izledi. O günden beri attıkları her adım rejim güvenliğini güçlendirmeye yönelik” dedi.
Uzmanlara göre savaşın bir diğer sonucu, İran’ın nükleer programını tamamen sona erdirmek yerine daha da hızlandırması olabilir. Panda, savaşın sonunda İran’ın elinde yaklaşık 400 kilogram yüksek derecede zenginleştirilmiş uranyum ve santrifüj bileşenleri kalabileceğini belirterek bunun “baş döndürücü hızda bir nükleer yayılma riskine” yol açabileceğini söyledi.
Arms Control Association’da nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanı olan Kelsey Davenport da savaşın ABD’nin konvansiyonel askeri gücünün sınırlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Davenport, ABD’nin en derin yer altı tesislerini vurmakta zorlandığını belirterek İran’ın nükleer faaliyetlerini daha da derine gömülü tesislere taşıyabileceğini söyledi. Davenport, “İran’ın programının bazı bölümlerini ABD’nin havadan yok edemeyeceği daha sert ve güçlendirilmiş tesislere taşımasına şaşırmam” değerlendirmesinde bulundu.

Nükleer güvensizlik Avrupa’ya da sıçradı
Dergiye göre savaşın etkileri yalnızca İran’la sınırlı kalmayabilir. Davenport, ABD’nin güvenlik garantilerine olan güvenin hem müttefikler hem de rakipler arasında zayıfladığını belirterek bunun küresel ölçekte nükleer silahlanmayı teşvik edebileceğini söyledi.
Analizde, nükleer silaha sahip beş ülke (ABD, Çin, Rusya, Fransa ve İngiltere) arasındaki birlikteliğin de ciddi şekilde zayıfladığı vurgulandı. Davenport, “On yıllar boyunca nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda görece birlik vardı. Ancak bu birlik neredeyse tamamen parçalandı” dedi.
Bu güvensizlik Avrupa’da da yeni nükleer tartışmaları tetikledi. Polonya Başbakanı Donald Tusk 2 Mart’ta yaptığı açıklamada ülkesinin Fransa ve diğer Avrupa müttefikleriyle “gelişmiş nükleer caydırıcılık” konusunda görüşmelere başladığını duyurdu. Tusk sosyal medya paylaşımında, “Dostlarımızla birlikte silahlanıyoruz ki düşmanlarımız bize saldırmaya asla cesaret edemesin” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın da bu yıl Fransız nükleer tatbikatlarına katılmayı planladığı ve ortak caydırıcılık seçeneklerini görüşmeye başladığı belirtiliyor. Analize göre Fransa’nın nükleer cephaneliği, ABD desteğine bağımlı olan İngiltere’den farklı olarak tamamen bağımsız durumda.
Ankit Panda ise ABD iç siyasetindeki belirsizliğin de müttefikleri alternatif güvenlik seçenekleri aramaya ittiğini söyledi. Panda, “2028’de uluslararası ittifakları destekleyen bir başkan seçilse bile bu tabloyu düzeltmez. Nükleer düzen açısından saat artık geriye dönmez” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da kısa süre önce Brittany’deki bir deniz üssünde yaptığı konuşmada dünyanın “risklerle dolu bir jeopolitik dönüm noktasına” ulaştığını söyledi. Macron, Fransa’nın yeni bir “ileri caydırıcılık” doktrini benimseyeceğini ve nükleer başlık sayısını artıracağını açıklayarak “Bu tehlikeli ve belirsiz dünyada özgür olmak istiyorsanız korkulan bir güç olmanız gerekir” ifadelerini kullandı.
New Statesman’ın analizine göre, tüm bu gelişmeler Soğuk Savaş sonrası dönemde nispeten gerileyen nükleer silahların yeniden uluslararası güvenliğin merkezine yerleştiğini gösteriyor. Dergi, İran savaşıyla birlikte küresel nükleer düzenin geri dönülmesi zor bir dönüşüm sürecine girmiş olabileceği değerlendirmesinde bulundu.


