Milyonlarca çalışan ek işe yöneliyor: Amaç artık tasarruf değil
- Araştırmalara göre hayat pahalılığı ve satın alma gücündeki düşüş, ek işin amacını değiştirmeye başladı.
- Peki ikinci iş artık zorunluluk mu? Güncel araştırmalar, ek gelir elde etme nedenlerinin artık temel olarak tasarruf veya eğlence harcamalarıyla bağlantılı olmadığını gösteriyor.
Yıllar boyunca ek gelir arayışının tasarrufları artırma, seyahat veya yatırım finansmanı sağlama ya da servet birikimini hızlandırma isteğiyle bağlantılı olduğu aktarıldı.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin EkleAncak yaşam maliyetlerindeki artış, ücretlerin satın alma gücündeki aşınma ve işlere ilişkin endişelerin artmasının, bu gelirin milyonlarca hane açısından işlevini değiştirmeye başladığı ifade edildi.
Al Jazeera’nın araştırmasına göre, ek işin yaşam standardını yükseltmek için bir seçenek olmaktan çıkarak, giderek daha fazla çalışan için günlük ihtiyaçları karşılamanın, tasarruflara başvurmaktan ve kredi kartı kullanmaktan kaçınmanın yanı sıra temel gelir kaynağının kesilmesi durumunda finansal bir savunma hattı oluşturmanın yolu haline geldiği kaydedildi.
İkinci gelirde dönüşüm
Dönüşümün boyutunun, 35 piyasada 27 binden fazla çalışanın katıldığı "Randstad Workmonitor 2026" araştırmasında gözler önüne serildiği belirtildi. Araştırmaya göre çalışanların yüzde 40'ı yaşam maliyetlerindeki artış nedeniyle ikinci bir iş üstlenirken, üçte birinden fazlası çalışma saatlerini artırmayı planladığını bildirdi.
Hane halkının yeni stratejisi
Bu durumun, birden fazla gelir kaynağına sahip olmanın iş gücü piyasasının kenarında kalan bir uygulama olmaktan çıkarak, ekonomik baskılarla mücadelede hane halklarının stratejilerinin bir parçası haline geldiğine işaret ettiği aktarıldı.
Tek bir işin artık herkes için yeterli olmadığı anlamına gelmediği, ancak yüksek fiyatlar, sınırlı tasarruflar ve daha dalgalı bir iş gücü piyasasının bir araya gelmesi halinde tek bir maaşa tamamen bağlı olmanın daha büyük risk taşıdığı ifade edildi.

Satın alma gücü
Kovid-19 salgınının ardından küresel ekonomiyi etkileyen enflasyon dalgasının hafiflemesine rağmen, Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim ve İran savaşının etkileri nedeniyle petrol fiyatlarının yükselmesinin fiyat baskılarını yeniden gündeme taşıdığı belirtildi.
Bunun enerji ve ticaret piyasalarında, tedarik zincirlerinde ve ulaşım ile sigorta maliyetlerinde artışlara yol açtığı aktarıldı.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) verilerine göre, reel ücretlerin 2026'nın başında örgüte üye ekonomilerin çoğunda arttığı ancak büyüme hızının ilk çeyrekte yüzde 2,2'ye gerilediği, bu oranın bir yıl önce yüzde 2,7 olduğu bildirildi. Reel ücretlerin, enerji fiyatlarındaki son artıştan önce dahi OECD ülkelerinin üçte birinde 2021'in başındaki seviyelerin altında kaldığı kaydedildi.
Bu durumun bazı hanelerin enflasyon krizinin zirvesine kıyasla daha yüksek maaşlarla mevcut döneme girdiğini, ancak son yıllarda kaybettikleri satın alma gücünün tamamını geri kazanamamış olabileceklerini gösterdiği ifade edildi.
ABD’lilerin yarısı bir önceki yıla göre daha fazla finansal stres altında
ABD'de finansal baskıların daha belirgin şekilde görüldüğü belirtildi. CNBC ve SurveyMonkey tarafından Nisan 2026'da yapılan araştırmaya göre Amerikalıların yarısının bir önceki yıla kıyasla daha fazla finansal stres yaşadığı, yüzde 56'sının ise özellikle gıda, ulaşım ve kamu hizmetleri maliyetlerindeki artış nedeniyle günlük hayatın aileleri için daha az karşılanabilir hale geldiğini söylediği aktarıldı.
Aynı araştırmada, söz konusu baskıların yüzde 40'ı günlük harcamalarını karşılamak için tasarruflarını kullanmaya, yüzde 30'u ise gelirlerini artırmak ve yükselen maliyetlerle başa çıkmak için ek iş, yan faaliyet veya ikinci bir işe yönelmeye ittiği belirtildi.
Bu gelişmelerin haneleri ikili bir denklemle karşı karşıya bıraktığı, yaşam standartlarının geçmiş yıllardaki fiyat artışlarının birikimli etkisinden hala etkilendiği, iş gücü piyasasında ise ivmenin kademeli olarak zayıfladığı ve bunun temel gelir kaynağındaki herhangi bir kesintiye karşı hanelerin dayanıklılığını daha önemli hale getirdiği ifade edildi.
İkinci gelir artık zorunluluk mu?
Güncel araştırmaların, ek gelir elde etme nedenlerinin artık temel olarak tasarruf veya eğlence harcamalarıyla bağlantılı olmadığını gösterdiği aktarıldı.
Transamerica Institute'un araştırmasına göre çalışanların yüzde 26'sının son yıllarda enflasyonun yarattığı finansal baskılar nedeniyle ek bir işte veya yan faaliyette çalıştığı, yüzde 20'sinin ise hâlihazırda iki işte veya birden fazla işverene bağlı olarak çalıştığı belirtildi.
Aynı araştırmada çalışanların yüzde 43'ünün giderlerini karşılamakta zorlandığı, işverenlerin yüzde 86'sının ise yaşam maliyetlerindeki artışın çalışanları finansal baskı altında bıraktığını kabul ettiği kaydedildi.
Bu adımların, hane bütçesindeki diğer seçeneklerin tükenmesinin veya etkisinin azalmasının ardından geldiği belirtildi. Katılımcıların yüzde 49'unun zorunlu olmayan harcamaları azalttığı, yüzde 40'ının günlük giderlerini karşılamak için tasarruflarını kullanmak zorunda kaldığı, yüzde 39'unun ise satın alma gücündeki zorluklar nedeniyle market ve ev ihtiyaçlarını kredi kartlarıyla karşıladığı aktarıldı.
Katılımcıların yalnızca yüzde 40'ının 1.000 dolarlık acil bir harcamayı doğrudan cari hesaplarından veya tasarruflarından karşılayabildiği ifade edildi.
Bu nedenle ek gelirin diğer finansal kararlardan bağımsız olmadığı, sürecin harcamaların azaltılmasıyla başladığı, ardından tasarruf veya kredi kullanımının geldiği ve bazı hanelerin bütçeye giren para miktarını artırmaya yöneldiği kaydedildi.
Tek maaşa bağımlılık
Meselenin yalnızca bugün gıda satın alma veya kira ödeme kapasitesiyle sınırlı olmadığı, hanelerin temel maaşlarını kaybetmeleri halinde karşı karşıya kalabilecekleri risklere de uzandığı belirtildi.
OECD verilerine göre, Avrupa'da çalışma çağındaki hane halklarında bulunan kişilerin yaklaşık yüzde 17'sinin yüksek gelir dalgalanması yaşadığı ve aynı zamanda üç ay boyunca yoksulluk sınırının üzerinde kalmalarını sağlayacak yeterli likit finansal varlığa sahip olmadığı aktarıldı.
Daha geniş ölçekte finansal kırılganlığın arttığı, orta gelirli hanelerde bulunan kişilerin yaklaşık yarısının gelirlerinin kesilmesi durumunda kendilerini üç ay boyunca koruyacak yeterli likit varlığa sahip olmadığı, bu oranın düşük gelirli hanelerde yaklaşık üçte ikiye yükseldiği belirtildi.
Örgütün, ekonomik güvencesizlik risklerinin tek bir gelir kaynağına bağlı haneler ile istikrarsız işlerde çalışanlar ve işsizler arasında daha yoğunlaştığına dikkat çektiği aktarıldı.
Bu noktada ikinci gelirin işlevinin harcanabilir para miktarını artırmaktan, "yoğunlaşma riskini" azaltmaya dönüştüğü ifade edildi. Bunun yatırım portföyünün çeşitlendirilmesine benzer bir yaklaşım olduğu, hane gelirinin tek bir kaynağa bağlı olması halinde o kaynağı etkileyen bir şokun bütün bütçeyi daha fazla sarsabileceği kaydedildi.


