Denizin 6 kilometre altında nadir toprak elementi bulundu: Elmas üretiminde dahi kullanılıyor
- Japonya, Minamitorishima Adası açıklarında deniz tabanından çıkarılan çamur örneklerinde itriyum başta olmak üzere kritik nadir toprak elementleri tespit etti.
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 25 Temmuz'da Minamitorishima Adası açıklarında birkaç ay önce deniz tabanından çıkarılan derin deniz çamuru örneklerinde bulunanları açıkladı. Örneklerde, daha çok "nadir toprak elementi" olarak bilinen cevher türünün içinde yer alan gümüşi-beyaz renkli metalik kimyasal element itriyum bulunduğu belirtildi.
CNBCE.COM'u öncelikli haber kaynağınız olarak ekleyin EkleLahana gibi bazı gıdalarda çok küçük miktarlarda oksit halinde bulunan itriyumun, 2018'de yapılan öngörüler doğrultusunda Minamitorishima açıklarında büyük yatakların bulunduğuna ilişkin kanıtlar sunduğu aktarıldı.
Elmas üretiminde dahi kullanılıyor
Japonya Başbakanı'nın bu konuya değinmesinin nedeninin, itriyumun önemli kullanım alanlarına sahip olmasına rağmen elde edilmesinin zor olması olduğu ifade edildi. Elementin özellikleri nedeniyle LED'lerde, cep telefonu ekranlarında, kamera lenslerinde, elektrotlarda, elektrolitlerde, lazerlerde, MR cihazlarında kullanılan süper iletkenlerde, cerrahi iğnelerde ve kanser tedavisinde kullanılan radyoizotoplarda yer aldığı kaydedildi. İtriyumun laboratuvar ortamında elmas üretiminde dahi kullanıldığı belirtildi.
Minamitorishima açıklarındaki itriyumun, kritik mineraller üzerindeki küresel rekabetin yalnızca karaların kimin kontrolünde olduğuyla değil, denizlerin ve okyanusların yanı sıra bunlardan kaynak çıkarma teknolojisine kimin sahip olduğuyla da ilgili olduğunu ortaya koyduğu değerlendirildi.
Japonya'daki itriyumun deniz seviyesinin en az 6 kilometre altında bulunduğu, Afrika'nın en yüksek noktası Kilimanjaro Dağı'nın yüksekliğinin ise 5,9 kilometre olduğu hatırlatıldı.
Bununla birlikte zorlukların devam ettiği, Çin'in çıkarma, rafinaj ve mıknatıs üretimi dahil nadir toprak elementleri alanında hala hakim konumda bulunduğu belirtildi.
Bu durumun Beyaz Saray'ın da dikkatinden kaçmadığı aktarıldı. ABD ve müttefiklerinin, yakın zamana kadar sanayi açısından ulaşılması zor görülen okyanus derinliklerinden kutup bölgelerine kadar yeni kaynaklar aradığı ifade edildi.
ABD ve Japonya'dan derin deniz kaynağı hamlesi
Washington ve Tokyo'nun Minamitorishima projesini, derin deniz kaynakları ve kritik mineral tedarik zincirlerinin oluşturulmasına yönelik daha geniş kapsamlı işbirliği çerçevesine dahil ettiği, Japonya'nın da çıkarma denemeleri planladığı kaydedildi.
Ancak itriyumun deniz tabanından kabul edilebilir bir maliyetle çıkarılıp çıkarılamayacağı, ardından taşınması, işlenmesi, bileşenlerine ayrılması ve rafine edilmesinin mümkün olup olmayacağı konusunda soru işaretlerinin bulunduğu belirtildi.
Okyanustaki zenginlik
Minamitorishima'nın Japonya'nın en doğudaki adası olduğu ve Tokyo'nun yaklaşık 1900 kilometre güneydoğusunda bulunduğu aktarıldı. Adanın çevresinde, nadir toprak elementleri bakımından zengin yataklar içeren geniş bir münhasır ekonomik bölgenin (MEB) bulunduğu ifade edildi.
Tokyo Üniversitesinin bir araştırmasına göre, 2 bin 500 kilometrekarelik alanda 16 milyon tondan fazla nadir toprak oksidi bulunabileceği tahmin edildi. Bu kaynaklar arasında MR tarayıcılarında, soğutma sistemlerinde, nükleer kontrol çubuklarında ve röntgen görüntüleme ekranlarında kullanılan gadolinyum ile mıknatıslarda, nükleer reaktörlerde, aydınlatmada, elektrikli araçlarda ve rüzgar türbinlerinde kullanılan disprozyumun da bulunduğu belirtildi.
Mıknatısların elektrikli araç üretiminde kritik öneme sahip olduğu, elektrik motorunun içinde elektrik enerjisini sürekli dönme hareketine dönüştüren itme ve çekme kuvvetini oluşturduğu kaydedildi.
Asıl sorunun bu oksitlerin ekonomik olarak çıkarılıp çıkarılamayacağı olduğu ifade edildi. Japonya Deniz-Yer Bilimleri ve Teknolojisi Ajansının (JAMSTEC), Ocak ve Şubat 2026'da Japonya'nın MEB'i içinde nadir toprak elementleri bakımından zengin çamurun çıkarılmasına yönelik bir sistemi test ettiği aktarıldı.
Kaldırma borusunun yaklaşık 5,6 kilometre uzunluğa ulaştığı ve üç gün içinde yaklaşık 50 ton çamurun yüzeye çıkarıldığı belirtildi. Bunun, çamurun bu derinlikten kesintisiz şekilde çıkarılabileceğini ortaya koyan önemli bir mühendislik başarısı olduğu ancak mühendislik denemesinden ticari madenciliğe geçiş için ölçeğin büyük ölçüde artırılması gerektiğinden ticari açıdan uygulanabilirliğin henüz kanıtlanmadığı kaydedildi.
Bu nedenle Japonya'nın Şubat 2027'den itibaren birkaç hafta sürmesi planlanan çok daha büyük bir test hazırlığında olduğu aktarıldı. Bu testte günde yaklaşık 350 ton çamurun yüzeye çıkarılmasının hedeflendiği belirtildi.
Çamurun adada suyunun alınacağı, ardından ayrıştırma, rafinaj ve eritme testleri için ana karaya taşınacağı ifade edildi. Ticari üretim ihtimaline ilişkin değerlendirmenin Mart 2028'de yapılmasının planlandığı ve bu nedenle projenin işletmeye hazır ticari bir maden yerine aşamalı bir fizibilite çalışması olarak görüldüğü kaydedildi.
Bununla birlikte projenin, teknoloji ağırlıklı Japonya'ya stratejik mineral kaynaklarını çeşitlendirme ve ekonomisinin dış şoklara maruz kalmasını azaltma imkanı sunduğu belirtildi.
ABD açısından ise projenin kritik mineral tedarik zincirlerini yeniden oluşturma yönündeki daha geniş çabanın bir parçası olduğu aktarıldı. İki hükümetin 19 Mart 2026'da derin deniz mineral kaynaklarının geliştirilmesine yönelik işbirliği mutabakatı imzaladığı belirtildi.
Mutabakat kapsamında bilgi, uzmanlık ve teknoloji paylaşımı amacıyla bir çalışma grubu oluşturulduğu ve madencilik, işleme ve üretim alanlarında ortak projeler için fırsatların araştırıldığı kaydedildi. Yeni yatırımları yoğun rekabetten koruyabilecek "taban fiyat" gibi önlemlerin de incelendiği ifade edildi.
Zorlu süreç
Nadir toprak elementlerinin madenden doğrudan otomobillerde, füzelerde veya robotlarda kullanılabilecek biçimde çıkmadığı belirtildi. Madenciliğin ardından konsantrasyon ve kimyasal ayrıştırma, rafinaj ve sonrasında mıknatıs gibi ürünlerin üretiminde kullanılmak üzere metallere, alaşımlara ve tozlara dönüştürme aşamalarının geldiği aktarıldı.
Her aşamanın uzmanlaşmış tesisler, teknoloji, uzmanlık ve istikrarlı pazarlar gerektirdiği, dolayısıyla yeni bir madenin çıkarılan kaynağı işleyecek kapasiteyle birlikte kurulması gerektiği ifade edildi.
2025'te ABD'nin en yaygın kullanılan nadir toprak mıknatısı türüne yönelik talebinin yaklaşık 48 bin ton olduğu, buna karşılık ülke içindeki kaynakların yalnızca yaklaşık 300 ton sağladığı belirtildi. Bu verilerin Reuters tarafından danışmanlık şirketi Arthur D. Little'a dayandırıldığı aktarıldı.
Washington'ın kritik mineraller sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 150 şirkete milyarlarca dolar aktardığı ancak madenlerin, işleme tesislerinin, rafinerilerin ve fabrikaların inşasının zaman aldığı kaydedildi.
Çin'in asıl avantajının kaynaklarının bolluğundan veya üretim kapasitesinden ziyade, bu hammaddeleri yüksek katma değerli ürünlere dönüştüren sanayi aşamalarının çoğunu kontrol etmesinden kaynaklandığı ifade edildi.
Uluslararası Enerji Ajansına göre Çin'in 2024'te mıknatıslarda kullanılan nadir toprak elementlerinin küresel üretiminin yüzde 60'ını, rafine edilmiş üretimin yüzde 91'ini ve sinterlenmiş kalıcı mıknatıs üretiminin yüzde 94'ünü karşıladığı aktarıldı.
Bunun bir kaynağa sahip olmak ile değer zincirini kontrol etmek arasındaki farkı ortaya koyduğu belirtildi. Washington'ın Kaliforniya'dan cevher çıkarması, Avustralya'dan tedarik etmesi veya Japonya ile okyanus tabanından kaynak geliştirmesi halinde dahi ABD sanayisinin ayrıştırma, rafinaj veya mıknatıs üretimi için Çin kapasitesine ihtiyaç duymaya devam ettiği kaydedildi.
Dolayısıyla darboğazın madenden fabrikaya taşınabileceği ifade edildi.
Japonya'nın günde yüzlerce ton çamur çıkarmayı başarması halinde, bu çamurun suyunun alınması, işleme tesislerine taşınması, ayrıştırılması, saflaştırılması ve oksitlere, metallere, alaşımlara ve tozlara dönüştürülmesi gerekeceği belirtildi.
Ekonomik değerin önemli bölümünün çıkarma işleminden sonraki sanayi aşamalarında bulunduğu, ABD ve Japonya'nın bu aşamalardaki kapasitesini geliştirmesi gerektiği aktarıldı.
Analistlerin, söz konusu kapasitenin Çin ile rekabet edebilecek hızda ve maliyetle kurulup kurulamayacağını sorguladığı ifade edildi. Sektörün devlet desteğine, uzun vadeli satın alma sözleşmelerine, kredi garantilerine, fiyat destek mekanizmalarına veya şirketler ile hükümetleri daha yüksek güvenlik karşılığında daha fazla ödeme yapmaya ikna edecek bir "ulusal güvenlik primi"ne ihtiyaç duyabileceği kaydedildi.
Bu durumda ekonomik hesabın değişeceği belirtildi.
Meselenin artık yalnızca Çin'le rekabet edebilecek maliyetle mineral üretmek olmadığı, aynı zamanda daha yüksek maliyetlerini sanayinin üstlenebileceği ve stratejik kazanç karşılığında haklı gösterebileceği tedarik kaynakları oluşturmak olduğu ifade edildi.
Eğer proje deniz tabanından hammadde çıkarıp sonraki işlemler için yeniden Çin'e bağımlı hale gelirse, Washington ve Tokyo'nun Pekin'in hakimiyetini kırmış olmayacağı, yalnızca bağımlılığın bulunduğu noktayı değiştirmiş olacağı kaydedildi.




