Chatham House Kıdemli Araştırmacısı Lubin: Savaş uzadıkça rezerv satarak kuru tutmak zorlaşabilir
- Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, Merkez Bankası’nın rezerv satarak kuru kontrol altında tutma stratejisinin kısa vadede işe yarasa da, savaş uzadıkça bu yaklaşımın sürdürülebilirliğinin giderek zorlaşacağını kaydetti.
- CNBC-e'ye konuşan Lubin, Türkiye için en büyük riskin enerji fiyatlarında kalıcı yükseliş olduğunu vurgularken, bunun uzun vadeli bir şok olabileceğini söyledi.
Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, İran savaşıyla birlikte küresel ekonominin stagflasyonist bir sürece girdiğini ve Türkiye açısından en kritik kırılganlığın enerji fiyatları, cari açık ve rezerv dinamikleri olduğunu söyledi.
CNBC-e Londra Temsilcisi Berfu Güven’in sorularını yanıtlayan Lubin’e göre, Merkez Bankası’nın rezerv satarak kuru kontrol altında tutma stratejisi kısa vadede işe yarasa da, savaş uzadıkça bu yaklaşımın sürdürülebilirliği giderek zorlaşacak.
“Türkiye’de en büyük darbe cari açıkta”
Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin Türkiye açısından en büyük riskin enerji faturası olduğunu söyledi.
“Türkiye çok büyük bir enerji ithalatçısı. Bu nedenle cari açık bu krizin en büyük mağduru olacak. Geçen yıl yaklaşık 30 milyar dolar olan cari açık, bu yıl belirgin şekilde daha yüksek olacak. Asıl soru ise Türkiye’nin bu negatif şoka nasıl bir politika tepkisi vereceği.”
“Rezerv satarak kuru tutmak kısa vadeli bir çözüm”
Merkez Bankası’nın mevcut kur politikasına ilişkin şöyle konuştu:
“Şu ana kadar yetkililer liranın bir ‘şok emici’ gibi hareket etmesini sınırlamaya çalışıyor. Normalde dalgalı kur rejiminde böyle bir şok karşısında kurun değer kaybetmesine izin verilir ki ekonomi yeni duruma uyum sağlayabilsin. Ancak lira savaşın başından bu yana çok sınırlı değer kaybetti çünkü Merkez Bankası döviz satarak müdahale etmeyi tercih etti. Bunun sonucu ise rezervlerde ciddi bir erime oldu. Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları Şubat sonunda yaklaşık 70 milyar dolardan bugün 20 milyar dolar seviyelerine geriledi. Bunun bir kısmı altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklansa da önemli bölümü doğrudan döviz satışından geliyor”
Lubin’in bu stratejinin sürdürülebilirliği konusunda uyarısı net:
“Eğer çatışmanın kısa süreceği bilinseydi bu strateji rasyonel olabilirdi. Ancak rezervler sınırlı bir kaynak. Bu nedenle, sadece döviz satarak kuru tutmaya çalışmak yerine, kurun uyum sürecinde daha fazla rol oynamasına izin vermek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilirdi”
Kurda yükseliş kaçınılmaz mı?
David Lubin kurda yükseliş kaçınılmaz mı sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Bu tamamen savaşın nasıl gelişeceğine bağlı. Yani teorik olarak çatışma yarın bitebilir ve her şey hızla normale dönebilir. Bu ihtimal diğer senaryolara göre daha düşük olabilir ama tamamen göz ardı edilemez. Bu nedenle, savaşın kapsamı ve süresi netleşmeden kesin bir değerlendirme yapmak oldukça zor.”
“Savaş uzadıkça rezerv satarak kuru tutmak zorlaşabilir”
Peki Lubin’e göre Türkiye’de şu aşamada faiz artışına ihtiyaç var mı?
“Dolar satmanın, yani döviz ve altın rezervlerini kullanarak liranın değer kaybını sınırlamanın temel amacı aslında faiz artışı ihtiyacını önlemek. Türkiye’de özellikle ticarete konu olan malların enflasyonu kur hareketlerine son derece duyarlı. Bu nedenle Merkez Bankası kur üzerindeki baskıyı sınırlayarak enflasyonu kontrol altında tutmayı ve böylece faiz artışına gitmemeyi hedefliyor. Ancak savaş uzadıkça yalnızca döviz satarak bu politikayı sürdürmek ve piyasa üzerindeki etkilerini yönetmek giderek daha zor hale gelecektir”
“Diğer gelişen ülkeler daha esnek davrandı”
Türkiye’nin benzer ülkelere kıyasla daha müdahaleci bir politika izlediğini belirten Lubin karşılaştırmalı tabloyu şöyle özetledi:
““Aslında Türkiye bu süreçte dolar satarak kura müdahale eden tek ülke değil. Birçok ülke benzer şekilde kurdaki değer kaybını sınırlamaya çalışıyor. Ancak genel tabloya baktığımızda Türk lirasının oldukça sınırlı değer kaybettiğini görüyoruz. Örneğin Türkiye’ye çok da uzak olmayan Mısır’da para birimi yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti. Şili pesosunda ise bu kayıp yüzde 7-7,5 civarında. Yani diğer merkez bankaları bu süreci yönetirken daha esnek, daha liberal bir yaklaşım benimsedi. Türkiye ise çok daha müdahaleci bir politika izliyor”
“En büyük risk enerji fiyatlarında kalıcı artış”
Türkiye için en büyük riskin enerji fiyatlarında kalıcı yükseliş olduğunu vurgulayan Lubin, bunun uzun vadeli bir şok olabileceğini söyledi.
“En büyük risk, enerji fiyatlarına kalıcı bir güvenlik primi eklenmesi. Eğer enerji fiyatları kalıcı olarak yukarı yönlü bir şok yaşarsa, bu Türkiye ekonomisi için sürekli bir negatif etki anlamına gelir. Fırsat tarafında ise, bölgede zaten güçlü bir varlığı olan Türk inşaat şirketleri için Körfez’de, oluşan hasar nedeniyle yeni iş imkanları ortaya çıkabilir”
“Savaşın küresel ekonomiye maliyeti stagflasyon”
Lubin’e göre İran savaşı dünya ekonomisinde çift yönlü bir şok yaratıyor.
“Küresel ekonomi için en büyük maliyet stagflasyon. Yani ekonomik aktivite üzerinde aşağı yönlü baskı varken, enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı var. Ancak bu etkinin dağılımı ülkeden ülkeye değişiyor. ABD’de etki daha çok enflasyon üzerinden hissediliyor, benzin fiyatlarındaki artış enflasyonu yukarı çekecek Avrupa ve Asya’da büyüme kaybı daha belirgin. Hindistan, Filipinler, Bangladeş gibi ülkelerde restoranların kapandığını, uçuşların kısıtlandığını, çalışanların evde kalmaya teşvik edildiğini görüyoruz. Bu çok somut ve görünür bir ekonomik daralma. Japonya ve Kore gibi ülkeler yakıt fiyatlarını sübvanse ederek hane halkını koruyabiliyor”
“Alışveriş ve seyahat kalıcı olarak pahalılaşabilir”
Savaş sona erse bile enerji fiyatlarında kalıcı bir “güvenlik primi” oluşabileceğine dikkat çeken Lubin, bunun sadece petrol ile sınırlı olmadığını vurguladı:
“Enerji fiyatlarına bir güvenlik primi eklenecek. Ama mesele sadece petrol değil. Helyum, sülfür, amonyak, üre, alüminyum ve petrokimya gibi Körfez’den geçen birçok ara malın arzı da kısıtlandı. Bu durum günlük hayata doğrudan yansıyacak. Alışveriş yapmak da, seyahat etmek de daha pahalı hale gelecek”
“Çin bu krizde görece rahat”
Lubin İran savaşının Çin ile bir ilgisinin olmadığı kanısında.
“Bu savaşın Çin’i hedef aldığı yönünde yorumlar yapılıyor ama ekonomik açıdan bakıldığında bu pek ikna edici değil. Çünkü Çin bu krizden görece rahat çıkıyor. Petrol, Çin’in enerji üretiminde anlamlı bir paya sahip değil; enerji karışımı büyük ölçüde kömür, hidro, güneş, rüzgar ve nükleerden oluşuyor. Petrolün payı sadece yüzde 4 civarında. Üstelik İran petrolü Çin’e akmaya devam ediyor ve Çin’in yaklaşık 1,4 milyar varillik büyük bir rezervi var. Bu nedenle savaş Çin ekonomisini büyük ölçüde izole bırakıyor. Petrol fiyatlarındaki artışın etkisine gelince, Çin şu anda deflasyonla mücadele ediyor. Dolayısıyla fiyatları yukarı çeken bir şok Çin için büyük bir sorun değil. Çin ancak küresel talepte bir daralma olursa, yani ihracatı üzerinden dolaylı bir etki hissedebilir. Ama mevcut tabloda Çin ekonomisi göreli olarak kazanan tarafta görünüyor. Eğer bu savaşın amacı Çin’e ekonomik olarak zarar vermek idiyse, kısa vadede bunun nasıl gerçekleşeceğini görmek zor.”
“Küresel düzen zayıflıyor, bu Türkiye’yi de etkiler”
Lubin’e göre İran savaşı daha büyük bir dönüşümün parçası.
“Bu yaşananlar aslında daha geniş bir küresel düzen çözülmesinin parçası. Türkiye gibi açık ekonomiler için ihracatı artırmak ve ticaret akışlarının geleceğine güvenebilmek, büyük ölçüde küresel düzene bağlı. Son 200 yılda küresel ticaretin güçlü olduğu iki dönem vardı: 19. yüzyılın ikinci yarısındaki Pax Britannica ve 20. yüzyılın ikinci yarısındaki Pax Americana. Ancak bugün böyle bir küresel düzeni sağlayan güçlü bir hegemon yok. Bu nedenle küresel ticaretin geleceğine güvenmek zorlaşıyor ve bu durum Türkiye gibi ekonomiler üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor”




